İhtiyaçlarımız karşılansın diye yanlış saraylarda dolaşırız. Kendimizi bu yolla güçsüzleştiririz. Yanlış şeylerin peşine düştüğümüz müddetçe bulduklarımız da az olur.
Aktarım çocukluğumuzun ve ana babamızdan gördüğümüz davranışların; çocukken kendimizi nasıl hissetmiş olduğumuzun avazı çıktığı kadar bağıran kayıtlarıdır.
Ebeveynlerimizin yerine geçecek kişileri tespit ederiz: Annemizin bize vermeyi reddettiklerini, bilinçsiz bir şekilde eşimizden, sevgilimizden dileniriz. Sevgimizi armağan etmeden önce, yoksun bırakıldıklarımızın hikayesini anlatmaya ihtiyaç duyarız. Karşımızdakilerin verdiğimiz işaretleri anlayacağını ve eksikliklerimizi telafi edeceklerini umarız. Bu gerçekleştiği zaman, gerçekten sevildiğimizi hissederiz. En kolay sevgi verdiğimiz kişilerin, bizi anlayan kişiler olması bu yüzdendir.
İlişkiye son vermenin bu denli zor olmasının nedeni, kendimizden pek çok şeyi başkalarına aktarmış olmamız olabilir mi? Bizim inançlarımız açısından bu ilişkiye son verir veya ilişkiyi yitirirsek hayatta kalamayacağımız anlamına gelebilir.