insanlar yiyeceklerini pişirerek yemeye başladığından beri tanrı cehennemi yaşıyordu.
alttaki komşuların barbekü dumanları yukarı kadar çıkıyor ve çok kötü kokuyordu.
"bilsem ateşi vermezdim şunlara" diye homurdandı tanrı. gözlerinden yaşlar geliyordu.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
"insanlara bir hediye vereceğim" dedi tanrı.
"yine mi?" diye sordu aziz pierre endişe içinde.
"onlara aynayı hediye edeceğim."
"cam gibi bir şey mi?"
"yok. kendi suratlarını görmeleri için."
"biraz haince olmaz mı?"
"git gide uzayan kırışıklıkları, büyüyen yaşlılık lekelerini, yayılan kırmızı ergenlik lekelerini, gevşeyen ve sarkan tenlerini, kat kat olan gerdanlarını, saçlarına düşen ilk akı, son siyah saç telini, gözlerinin git gide daha az parıldadığını ve yavaş yavaş sönmekte olduğunu görmeleri için... felaketin şiddetini günden güne daha iyi ölçebilmeleri için. bunu yeterince haince bulmuyor musunuz?"
"bunlar aynasız da olacak."
"evet, ama gözlerinle görmek daha korkunç."
tanrı aşağıdaki komşuları dinlemek için son kez kulağını yere koyduğunda yüzüne geniş bir gülümseme yayıldı.
insanlar kavga ediyordu.
tabii ki para meselesinden.
parayı tanrı icat etmişti ve tek amacı da insanların canını sıkmaktı.
aziz pierre'den kağıt kalem istedi. ilk parayı büyük bir özenle kendi elleriyle çizdi.
üzerinde kendi görüntüsü vardı.
kendinden gurur duyarak aziz pierre'e doğru salladı.
"buna iyi bakın. işte bütün dünyayı bu kağıt parçası zehirleyecek."
ve ekledi:
"bundan böyle insanlar yalnızca ve yalnızca para kazanmak için yaşayacak."