hükümet binasıydı saray; iktidar buradaydı. dinamoydu, baruthaneydi, bombaydı. güç sıkışmış, o eski kızılımsı duvarların içine doldurulmuş, seneler boyu tıka basa istiflenmiş ve onlara dayatılmıştı, asırlar boyu, öyle ki patlayacak olsa korkunç bir şiddetle sarsılacak, etrafa sivri taş parçaları saçacaktı.
bir oraya dönüyorum bir buraya, kırk tane kuzeyi olan pusula gibi. yine de neticede hep aynı yolda gidiyorum. arkamdan kaybolan ayak izlerine ayaklarımı oturtarak.
yani insanın zamanında aldığı bütün sorumluluk sadece o zaman mı işe yarıyor, sonra işe yaramıyor mu - hükümsüz mü? madem öyle ne faydası var? yaptığın bütün iş geride kalıyıor. bir toplama ulaşmıyor. belki de yanılıyorumdur. umarım öyledir, ölüme daha fazla güvenmek isterdim. belki de değer, cevap olur, başka bir yere gitmek.
sadece insanlar karşısında gözlerim şeffaflaşıyor, her zaman ne yaptıklarını göremiyorum, onlar da bazen gözlerim havadan ibaretmiş gibi arkamda bir yerlere bakıp "ee emma, hayat sana nasıl davranıyor?" diyorlar.
hayat bana seri kurbanmışım gibi davranıyor, teşekkür ederim.