İkincisi, insanların elfler veya cüceler kadar uzun ömürlü olmaması; hatta buçuklukların bile çoğunlukla onlardan uzun yaşaması. Sıradan halk her gün ölüm ihtimâliyle yüz yüze yaşıyor. Şanslı olup iki ya da üç çocuk doğuracak kadar yaşayan bir anne, muhtemelen çocuklarından birisinin ölümüne şahit olur. Ölümle bu kadar iç içe yaşamak, kesinlikle bir merak, korku, hatta dehşet uyandırıyor. Esir Karnavalı’nda bu kimseler ölümün en fecisine, yaşanabilecek en kötü ölümlere tanık oluyor ve kendi ölümlerinin –tabii sulh yargıcının karşısına çıkarılan suçlular olmadıkça– bu kadar feci olmayacağını düşünüp teselli buluyor: ‘Senin en kötü darbeni gördüm, acı Ölüm ve senden korkmuyorum.
-Drizzt Do'Urden