Dini ve siyasi düzeyde İslam'ın köktenci dönüşümü, paradoksal bir biçimde, İslam'ın modern mekânlara ve dünyalara yönelmesini mümkün kılmaktadır.
İslam'ın kökenine, özüne dönüldüğünde kadın erkek eşitliğinin var olduğu savunulur. Bu görüşe göre uygulamada ortaya çıkan cinsiyetler arası eşitsiz rol dağılımları ve kadınların ezilmesi, İslam'ın gerektiği gibi tatbik edilmemesinden kaynaklanmaktadır. İslamiyet'in "özünde" kadınlara ve erkeklere eşit haklar tanıdığı, kadının eğitim haklarına sahip olduğu gibi ev içi sorumluluklarının da erkeklerle paylaştırıldığı ileri sürülür. İslami kaynaklardan destek alarak cinsiyetler arası eşitlik fikrinin İslamiyet'e yabancı olmadığı görüşü işlenir.
Siyasal İslam, eyleminde iktidarı ele geçirmeye öncelik veren, değişimi "yukarıdan aşağıya", "sistem" değişimi olarak tanımlayan, Batılı "emperyalist" güçler karşısında İslami kimliğini ve bağımsızlığını savunan, "devrimci" İslam olarak tanımlanabilir.
"Kadınların temel meselesinin "erkeklerle aynı yatağı paylaşıp paylaşmamak değil", "erkeklerle eşit şartlarda var olma mücadelesi" olduğunu yazan kadın yazar, kadınların "dünyaya sadece çocuk yetiştirip, ev işleri yapmak için" gelmedikleri gibi, "erkekler den de daha aptal" olmadıklarını söyleyerek tüm kadınlar adına konuşmaktadır."