Modern Mahrem (Medeniyet ve Örtünme)

·
Okunma
·
Beğeni
·
1010
Gösterim
Adı:
Modern Mahrem
Alt başlık:
Medeniyet ve Örtünme
Baskı tarihi:
2000
Sayfa sayısı:
189
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789753421942
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Metis Yayınları
Modernliği, ekonomik gelişme, siyasal iktidar biçimleri, kentleşme gibi sosyo-politik olgularla algılamaya alışkınız. Türk deneyimi ise modernizmin özel yaşamlar, mahrem alan üzerindeki dönüştürücü göstermesi bakımından emsalsizdir. Bu bağlamda Modern Mahrem Türk modernleşmesi tarihine, mahrem cephesinden bakmaktadır. Bu kitaptaki alternatif okuma, modernizm ve kadın-erkek ilişkileri arasındaki "kara kıtayı" gün ışığına çıkarmayı amaçlamaktadır.
-Nilüfer Göle
189 syf.
Nitel bir araştırma olan “Modern Mahrem” de veri olarak sözlü ifadelerden, betimlemelerden ve yorumlardan istifade edilmiş kamusal alanın yeniden tanımlanan ifadesi ile sınırları çizilmiş ve toplumda oluşan modernizm düşmanlığına karşın “özel” olan mahremiyeti “sosyolojik aracılık” metodundan faydalanarak saha araştırmasının çok daha derinlemesine boyutuyla incelenmesi sağlanmıştır. Aktörle bire bir etkileşimde bulunan Göle, sosyolojik tahlilleri anlamada bilimsel objektiflikten asla taviz vermemiş uzaklık\ yakınlık ilişkisinin sınırlarını hesaplama da hassas ölçüler kullanmıştır. Fakat yazar aynı zamanda konunun sınırları çizilse dahi kullanılan metotlar ve prensipler ışığında bu sınırların aşılabileceği dinamik bir yapısı olan toplumun ve aktörün bire bir etkileşimde bulunulduğu durumlarda araştırmacının yetkisizleştirilmesi gerektiğini de savunmuştur.

İki ayrı medeniyetin vurgusu yapılan “modern” ve “mahrem” kelimeleri Türkiyede oluşan yeni kamusal görünürlük için kullanılabilecek en uygun kavramsal sınırlara sahip kelimelerdir. Semantik yönden kuvvetli, kendi mana hiyerarşisini oluşturan modern ile mahrem kelimeleri aralarındaki zıtlıktan doğan bir uyum ile hem çatışmacı yönünü hem de fonksiyonel taraflarını yaşayan Türk toplumu için adeta yeni bir sosyolojik söyleme teorisel bir yaklaşıma imza atmıştır.
Medeniyetin mihenk taşı olarak görülen kadın ve türban üzerine yazılan bu kitap; özellikle kamusal alan sınırlarının yeniden inşası olarak görülen İslam Hareketi ve bu hareketin modernizmin de etkisiyle kamusal alanın yapısal dönüşüme etkisini sosyolojik teori temeli analitik olarak irdelemiştir. Göle sorulmayanı sormuş söylenmeyeni söylemiş toplumun kendi iç sesine dönüşen problemleri gün yüzüne çıkarmakla kalmamış bu minval üzeri eleştirilerle hem laik kesimin hem de İslami Hareket cephesinin gündemini uzun süre işgal eden söylemlerde bulunmuştur.

Yazar araştırma konusu olarak daha spesifik olan mikro düzeyde gözlemlenebilir türban tartışmasından makro/küresel bir tartışmaya kapı aralamış ve konuyu iki medeniyeti ifade eden bir başlık altında ifade etmeye çalışmıştır.
Batı modernizminin Türk toplumuna entegresi aşamasında gözden kaçan çok kültürlülük ve İslami bakış açısı; modernizmin bu topluma yansımasında adeta suret değiştirmiş, kendi senaryosunu aktör destekli toplum paralelinde tekrar yazmıştır.

Türkiye de 80’li yıllardan sonra ortaya çıkan İslamcı hareketin odak noktası ve bu hareketin öncül kuvvet sağlayıcısı kadın ve türban kendine çizilen mahrem sınırları değiştirmek için kişisel özgürlük bağlamında kendi savaşını açmış, tüm dini yorumlara negatif tutumlara rağmen modernizmle İslam’ı kendi öznelliğini kavramada bir arada tutmayı başarmıştır. Gelenekçi düşünceyi ve inancı eleştiren türbanlı öğrenciler modernizmin de karşısında durmuşlar batı taklitçiliğini reddetmişler, kamusal alanı tek elinde bulunduran laik kesimin tepkisine maruz kalmış irtica, gerici gibi indirgemeci nitelemelerle bu alana girilmesine karşı bir reaksiyon oluşturulmasına sebep olmuşlardır. Örtünme ya da genel söylemiyle türban dinsel bir normdan ziyade siyasal ve kültürel bir söyleme hatta bir ideolojiye dönüşmüştür.

İslam’ın yaşandığı toplumlarda din, cinsiyetler arası bir şekillenmeye maruz kaldığı için Türkiye’deki medenileşme süreci de cinsiyet temelli olmuş eve kapatılan kadın kendi öznelliğine, kişisel özgürlüğüne kavuşturularak Batı modernizmine uyum sağlanacağı düşünülmüştür. Kemalist modernizmin temelinde duran kadın ve görünürlüğü, uygulanan kanunlar, çıkarılan inkılaplarla desteklenmiş, özel olan kamusal alana çıkarılmış kadının elinden alınan kimliği ve özgürlüğü tam olarak değilse de modernizmin öngördüğü çerçevede verilmiştir.

Epistemolojik olarak kendini problematize eden kavram kanaatimizce din kavramıdır. Pratikte yaşanılan din ile teori olarak bilinen dinin çatışması muhtemel sonuçların sorgulanmasına “aslında din ne” sorusuna cevap aramamıza neden olmaktadır. Şu da bir gerçektir ki toplumun gündelik hayatında yaşadığı dinden hareketle sosyolojik sonuçlar çıkarılmakta incelemeler yapılmaktadır. Bizim üzerinde durduğumuz konu negatif yönlü eleştirilmesi gereken dinin kendisi değil aktör tarafından yorumlanmış toplum tarafından yaşanılan dinin muhatap alındığı konusudur.

Önemle dikkat çekilen diğer bir husus ise kadın ve insanlık mertebesi konusudur. Zira kadın sadece cinsel boyutu olan tek düze bir varlık olmayıp kamusal alanda da kendi öznesini yaşayabilecek güçte bir varlıktır. Modernizmin de etkisiyle hem siyasetin hem de cemaatlerin bir güç olarak gördüğü kadın elinde bulundurduğu bu güçle değişen hayat standartları eve kapatılmış olmanın verdiği baskıya karşı oluşturduğu yenidünya görüşüyle mahrem alanın sınırlarını sorgulamaya başlamış Kemalist modernizmden de destek alarak kamusal alanda varlığını görünür kılmıştır.

Göle bu araştırmasında toplumsal ilişkilerin nedensel değil anlamsal nitelik taşıdıkları anlayışından hareketle derin yorumsama ( hermeneutik) anlayışını benimsemiştir. Toplumdaki yaşam biçimleri anlam sistemleri ile temellendirilmiştir. Göle’nin doktora hocası olan Alain Tourain’in “Müdahaleci” (aktif katılımcı) yaklaşımından faydalanmış türbanlı öğrencilerle yaptığı derin mülakatlar ve kantitatif bir anketle, üzerinde durduğu konuya açıklık getirmiştir. Bu teoriden amaç ise toplumsal hayat ile pratiğin analitik bir mesafe ile yorumlanması kavramsallaştırılması ve sağlam bir etkileşim kurulmasıdır. Olay tasvir edilmekten ziyade anlama ve kavrama çabası içerisine girilmiştir.

Bourdeiu’nun habitus kavramından da bahsedilmiş; oluşan yeni kamusal alan, aktörlerin yeni yaşam alanları, gündelik hayatındaki değişiklikler irdelenmiş ve var olan değişim türbanlı kadın sorunsalında incelenmeye çalışılmıştır.
Ayrıca Göle’nin üzerinde durduğu diğer bir kavram ise zayıf tarihselliktir. Zayıf tarihselliği yaşayanlar ise kendi şimdisinden koparak güçlü Batılı’nın ön gördüğü zamanı yaşayan geçmişle gelecek arasında sıkışıp kalan topluluklardır. Kendi edebiyatına, sanatına, kültürüne sahip olamayan tarihinden uzak toplumlar modernizmin de etkisiyle, sadece kendilerine ait olanı da kendi elleriyle yok etmişler zaman yozlaşması içine girmişlerdir. Bu bağlamda Göle “Batılı olmayan ve “değişim karnavalına” katılamayan toplumlar tarihin ve bilginin sahipliğinden dışlanırlar” ifadesi ile her toplumun modernizme karşı kendini koruyamayacağını, şimdiyi yaşamak yerine Batılı’nın kendine sunduğu “artık zamanlarda” yaşamayı tercih eden toplumların var olma gücünü hiçbir zaman elde edemeyeceğini açıklamaktadır.

Batı modernliği ile gelenekten kopamayan İslami hareket olguları üzerine yapılan açıklamalar da kullanılan teoriler de şöyle bir sonuca varılmıştır: Küresel bir yaşam alanına dönüşen dünyada meydana gelen düşünsel ya da fiziksel olan her olay tüm ülkeleri etkilemekte toplumları ters yüz etmeye tek tipleştirmeye çalışmakta oluşturduğu normları dikte etmeye devam etmektedir. Bunlardan en önemlisi de kuşkusuz modernizimdir. Kendi çelişkileriyle ortaya konan bu program tüm dünyada uygulanmak istenmişse de her toplumun kültürel ve dini inanışlarına göre farklı suretlere bürünmüş kendine bir yaşam alanı yaratmaya çalışmıştır. Türkiye de bu durum kadın ve başörtüsü kavramları üzerinde anlam bulmuş İslam ile modernizim birbirlerinden etkilenerek yeni yaşam alanları düşünce boyutları türetmiştir. Toplumun dinamik yapısı kimi zaman öngörüleri yerle bir etmiş kimi zamansa beklenen kurgulanan gerçekleşmiştir. Türkiye her anlamda değişmiştir ve küresel çevrede gücü ve etkisi arttığı sürece de değişmeye devam edecektir.
189 syf.
·7 günde
Sosyolojik ve tarihsel perspektifte ele alınan eser, özellikle kadının mihenk taşı oluşundan ve mahremiyetin böylece zelzele misali sallanışının gittikçe artmasindan bahseder.
189 syf.
·75 günde·Beğendi·10/10
Türkiye’ deki modernizm ile gelenekselliğin çatışmasını, cinler arasındaki ayrım üzerinden anlatmaya çalışan yazar. Çok önemli sosyolojik bir araştırmayı sunuyor bize. Anlatım dili sade, yorucu olmayan, kısa bölümlerle soluk olmayı sağlayan, kaynakçasıyla zenginleşmiş bir eser.
189 syf.
·7/10
Modernizm, kadın erkek ilişkileri, mahrem alan ve örtünme konularında sosyolojik ve yakın tarihsel bakış açılarının yer aldığı kaliteli bir eser.Dili biraz ağır gelebilir.
189 syf.
·7/10
Dili inanılmaz derecede ağır olsa da Bu daha çok Nilüfer Göle'nin inanılmaz dağarcığından kaynaklanıyor. Türkiye'de kadın olgusunun laikçi ve muhafazakar cephelerdeki yeri ve birbirilerine bakış açıları incelenmiş. Bir tarafta eğitim ve kişilik hakları için savaşan muhafazakar kadınlar, diğer taraftaysa İlkelerin korunması ve modernizm adına hemcinslerinin hak taleplerini engellemeye çalışan laik kadınların savaşına ve bu savaşın sonuçlarına ışık tutan, olabildiğince objektif analizler ve çözümlemelerle dolu sosyolojik bir yapıt. Tavsiye ederim
189 syf.
·Puan vermedi
Tanzimat ile başlayan inhiraf özelinde bazı içtimaî dalgalanmalar arasında günümüze kadar gelen kadının toplumdaki yeri meselesine 1980 sonrası başörtüsü mücadelesi bakımından değerlendirmeler getiren ve bunu yaparken bazı mütedeyyin münnevver fikirlerine ve solcu ideolojik saplantılı görüşlere mukayeseli yer veren bir eser olarak "örtünme"yi ideolojik, pozitivist modern bilim yönüyle ele alan çalışma olmuş. Faşist, feminist olgular ve kavramlar içeren fakat bazı meseleleri de tam anlamıyla özümsemiş pasajlar da kitapta yerini bulmuş. Farklı bir bakışı görmek için okunabilir.
189 syf.
·Puan vermedi
Modernliği, ekonomik gelişme , siyasal iktidar biçimleri, kentleşme gibi sosyo-politik olgularla okunmaktadır. Türk modernleşmesi özel yaşamlar , mahrem alan üzerinden dönüştürücü bir gücü olduğunu tarih kanıtlamıştır. Türk modernleşmesi özellikle hem karşı çıkan hem de savunanlar açısından kadın-erkek ilişkileri önemli bir yer tutmaktadır. Siyasal islamcı gelenek özellikle kadın açısından sadece annelik ve çocuk bakma göreviyle sınırlandırmış kamusal alanı bir haram bölge olarak ilan etmiştir. Özellikle Türkiye 'nin kentleşmesiyle birlikte bu algı biçimi azda olsa değişime uğramıştır . Kadın-erkek ilişkileri, mahrem-namahrem alanlar , kamusal alan ve olmayan alanlar özellikle kadın üzerinden değerlendirmeye tabi tutulmuştur.
189 syf.
·Beğendi·8/10
Öncelikle kitabın akademik bir kitap olduğunu bilmeniz gerekli ki dili ağır gelecekse bilginiz olsun. Nitel araştırma mahiyetindeki kitap çeşitli makalelerden oluşuyor. “Bir kadın neden kapanır?” , “Türbanın takılma amacı nedir?” gibi sorulara dini açıdan değil sosyolojik açıdan bakarak yorumlar yapıyor. Akademik yazılara aşina olanların sıkılmadan hatta zevk alarak okuyacağı bir kitap olduğunu belirtmeliyim.
189 syf.
·Puan vermedi
çoğu kez taraflı ele alınan türban, örtünme, mahrem gibi konuları tarafsız bir şekilde aktarmayı başarmış Nilüfer Göle, bazı kısımları biraz zor anlaşılabilir fakat konuyla alakalı önceden bir şeyler karıştırmışsanız keyifle okursunuz
189 syf.
·4 günde·10/10
Batıcılık(Modernizm) ile İslamcılık birbiri ile sürekli çatışan iki olgudur. Tanzimat dönemindeki batıcılık hareketi ile başlayan bu çatışma günümüzde bazı dönüşüm/değişimlere uğrasa da halen güncelliğini korumaktadır. Bu iki olgu arasındaki çatışmanın temelinde ise ''kadın'' yatmaktadır. Modernizm akımının savunucularına göre kadın o dönem ki mevcut giyim tarzından(peçe, çarşaf) sıyrılması, terk etmesi gerekir. Nitekim bu akımın gerçekleşmesi ve Anadolu'da uygulanabilmesi için gerekli ön şart budur. Peçe/çarşaf/örtülülük/kapalılık batıcılık karşısındaki en büyük engeldir. Zira bu kapalılık ile kadının mahrem alanı terk etmesi ve kamusal hayata adım atması pek mümkün görünmemektedir. Bu düşüncenin karşısında ise dönemin Müslüman/İslamcı düşünürleri şiddetle karşı çıkmış; kadının mahrem alandan ayrılmaması gerektiği, bu giyim tarzını terk ettiği ve kamusal düzleme adım attığı takdirde aile hayatının tehlikeye gireceği ve toplumsal düzenin bozulacağı düşüncesini savunuyorlardı. Bu tartışmalar devam ederken konu üç düzlemde tartışılmıştır. 1- Tamamen batıcılık 2- Tamamen reddetme 3- Yalnızca bilim ve teknoloji alanında uygulanması olmuştur. Diğer bir düzlem de modernizmin kültürel bağlardan kopmadan yapılması gerektiğidir.
Cumhuriyetin ilanı ve sonrasında kadının kamusal hayata girişi hızlanmış, Müslüman/Türk kadınından çarşaf/peçe çıkarılmaya başlanmış. Türkiye'de kadınlar erkeklerin bulunduğu alanlara girmeye başlamış bir takım siyasi haklar verilmiştir. Ancak halen çarşaf/peçe kemalist rejimin baskısı altında kalmış İslami giyim tarzını koruyan insanlara iğreti ile bakılmış, gericiliğin/yobazlığın sembolü olarak görülmeye devam etmiştir. Bu dönemde kemalist kadınlar erkekleşmeye başlamış, erkeklerin arasında bulunmaları nedeniyle davranışsal olarak kadınlıklarını/cinselliklerini gizlemek sorunda kalmışlardır. modern yaşam tarzını tercih eden insanlar halkı/milleti/kültürü ile arasında derin kopukluklar yaşamıştır. Bu durumu bir çok yazar roman kitaplarında işlemiştir(örn; Yakup Kadri-ANKARA).
1980 dönemine gelindiğinde çarşaflı/peçeli/örtülü kadınların da eğitim-öğretime katılmak istemeleri modernizm ve islamcılık tartışmalarının yeniden alevlenmesine neden oldu. Bu tartışmanın sebebi geleneksel örtünme tarzından farklı olan bu giyim tarzının kemalistler tarafından halen gericilik/yobazlık/irtica olarak görülmesi ve halihazırda devam eden modernizm akımının karşısında yer almasıdır. Modernizm kemalist bir ideoloji nedeniyle radikal islamcı kadınların bu hakları talep etmeleri, kamusal alana girmeyi reddederken bu dönemde eğitim hakkına kendilerinin de sahip olduğunu iddia ederek eğitim görmek istemeleri konunun siyasi arenada tartışmaya başlanmasına ve siyasallaşmasına sebep oldu. Siyasal İslam kavramı daha çok bu dönemde ortaya çıkmış İslamcıların da siyasi haklar talep etmesi, siyasette İslamcı bir politikanın uygulanabirliği öne sürülmüş, türbanın da kemalist/modernist rejim karşısında bir duruş olarak İslamcıları sembolize eden bir rolü olmuştur. Bu neden türban kemalist rejim için yalnızca gerici giyim tarzı olarak değil Batıcılık karşısında duran bir düşman ideolojinin sembolü olarak görüşmüştür.
Üstünde durulması gereken noktalardan bir tanesi de kemalistlerin türbanlı öğrencilerin ailesinin ve çevresinin baskısıyla örtünmek zorunda kaldığı ve islami bir yaşam tarzını seçtiği yanılgısıdır. O dönemde bu öğrencilerle yapılan röportajlar ve görüşmeler göstermiştir ki bu öğrencilerim çoğu üniversite döneminde örtünmüş hatta örtünmesi dolayısıyla ailesi tarafında baskı altına alınmıştır. Bu öğrenciler eğitimin kendi hakları olduğunu ancak çalışma hayatının çok uygun olmadığını kamusal düzlemde çalışmak istemediklerini ancak islami bir ortam olduğu takdirde çalışacaklarını belirtirken sonraki dönemde eğitim gören islamcı kadınlar feminist hareketlerin de etkisiyle kamusal hayatın içinde dahil olamak istediklerini, İslam'ın bunu yasaklamadığını ve çalışmak istediklerini dile getirdirler. Bu İslamcı kadınlarla en büyük tartışmaları Emine Şenlikoğlu ve Ali Bulaç yapmıştır. Bu düşüncenin karşısında duran E.Ş ve A.B feminist kadınları eleştiri yazıları yazarken İslamcı fenisit kadınların yoğun tepkisiyle karşılaşmışlardır.

Sonuç olarak: Tanzimatta koşulsuz reddedilen modernizm ve kadınların çarşafı çıkarıp kamusal hayata dahil olması meselesi 1980 ve 90'lı yıllarda İslamcı kadınların da eğitim-öğretim hayatına İslami giyim tarzıyla katılmak istemeleri sonucu kemalist ideolojinin rakibi islamcı ideoloji olarak algılanmış ve mesele siyasal arenaya taşınmıştır. Bu dönemde İslamcı kadınlar tarafından ilk defa yapılan eylemler bu kadınların güçlenmesine İslamcılar arasında yalnızca erkeklerin değil kadınların da söz sahibi olmalarını sağlamıştır. Sonraki dönemlerde ise kadınların yalnızca kendilerini geliştirmek istemeleri, kişilik kazanmak istemeleri, bilinçli bir anne olarak çocuk yetiştirmek istemeleri bunlarla beraber kamusal çalışma hayatına da dahil olmak istemeleri ile modernizme ve kapitalizme entegre olmuş bir İslamcı kadın ve erkek tipini ortaya çıkarmıştır.
““Kadının görünürlüğü, kadının devingenliği ve kadının sesi”eskiden olduğu gibi şimdi de hem sözcük anlamıyla, hem de sembolik olarak Türkiye’de ve diğer yerlerdeki modernistlerle İslamcılar arasındaki çatışmanın bahislerini teşkil etmeyi sürdürmektedir.”
Örtünme, yani bir başörtüsünün takılması ve uzun, bol bir elbisenin giyilmesi olarak bilinen tesettür, mevcut geleneklerin çoğu kez önemsenmeyen bir tekrarı olmaktan çok İslami dindarlık ve yaşam biçiminin siyasal anlamda yeniden sahiplenişini ifade eder.
Nilüfer Göle
Sayfa 11 - Metis
“... Asım, kadınların dinsel yasalara uygun olarak yalnızca zevce ve çocuk anası olarak yaşamasını ve böylelikle kadının toplumsal işlevlerinden kopmasını eleştirmiştir. “Şehvet ve üremeye” hizmetten başka bir şeye yaramayan kadınlığın bu haline “karılaşmak” adını vererek, kadınların “dişilikten” kurtulması ve “insanlık” mertebesine eriştirilmesi gerekliliğini savunmuştur.”
Nilüfer Göle
Sayfa 59 - Salahaddin Asım, Türk Kadınlığının Tereddisi yahut Karılaşmak
“... Batı dünyası kendi gerçekliğinden ziyade Doğu’nun ürettiği bir betimlemedir. Hatta, Doğu kendi kimliğini Batı yansımalarında yeniden gözden geçirmektedir. Batı’nın üstünlüğü kendi gözünde de kesinleştikçe, özgül kimliği ve tarihi solmaktadır; bir yandan da parodoksal bir biçimde kendine özgül olan kimliği arayarak, abartarak, Batı karşısında teçhizatlanmaya çalışmaktadır...”
“Osmanlı’da kadının giyim kuşamını, kentsel mekânlarda dolaşımını düzenleyen fermanlar, Cumhuriyet döneminde de Kemalist reformlarla yürürlüktedir.”

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Modern Mahrem
Alt başlık:
Medeniyet ve Örtünme
Baskı tarihi:
2000
Sayfa sayısı:
189
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789753421942
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Metis Yayınları
Modernliği, ekonomik gelişme, siyasal iktidar biçimleri, kentleşme gibi sosyo-politik olgularla algılamaya alışkınız. Türk deneyimi ise modernizmin özel yaşamlar, mahrem alan üzerindeki dönüştürücü göstermesi bakımından emsalsizdir. Bu bağlamda Modern Mahrem Türk modernleşmesi tarihine, mahrem cephesinden bakmaktadır. Bu kitaptaki alternatif okuma, modernizm ve kadın-erkek ilişkileri arasındaki "kara kıtayı" gün ışığına çıkarmayı amaçlamaktadır.
-Nilüfer Göle

Kitabı okuyanlar 53 okur

  • Hüseyin Sönmezler
  • cansukoc
  • Ömer Faruk Zorlu
  • Fahri uslu
  • Azîze
  • Sümeye Gençay
  • Esra Ak
  • Münir Can ÖZDEMİR
  • Musab Talha
  • Nur K.

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%16.7 (3)
9
%22.2 (4)
8
%27.8 (5)
7
%22.2 (4)
6
%5.6 (1)
5
%0
4
%5.6 (1)
3
%0
2
%0
1
%0