Azınlığın Zenginliği Hepimizin Çıkarına Mıdır?

·
Okunma
·
Beğeni
·
1.367
Gösterim
Adı:
Azınlığın Zenginliği Hepimizin Çıkarına Mıdır?
Baskı tarihi:
Nisan 2014
Sayfa sayısı:
80
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789755398082
Çeviri:
Hakan Keser
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Ayrıntı Yayınları
Günümüzde artık bütün dünyada egemenliğini kurmuş olan neoliberal kapitalizmin yandaşlarına göre, yoksulların içinde bulundukları sefaletten kurtulmaları için zenginlerin daha zengin olması, daha az vergi vermesi gerekir çünkü bu durum hepimizin çıkarınadır. Ne var ki genelde kabul gören bu yaklaşım gündelik deneyimlerimizle, bol miktardaki araştırma sonuçlarıyla, aslında mantıkla hiçbir şekilde uyuşmuyor. Somut kanıtlar ile popüler inanışlar arasındaki bu tuhaf uyumsuzluk üzerine biraz durup düşününce akla şu soru geliyor: Aksine onca kanıt ve olguya rağmen bu görüşler nasıl oluyor da bu kadar yaygın ve dirençli kalabiliyor?

İşin daha garip, belki de daha vahim yanı ise şudur: Eğer tarihte daha önce eşine rastlamadığımız, kabul edilmesi imkânsız ama yine de hızla büyüyen mevcut toplumsal eşitsizliğin ve zenginlerle toplumun geri kalanı arasındaki hızla derinleşen uçurumun savunulmasında rol oynamamış olsaydı, bu yaklaşımların bir gün dahi ayakta kalması mümkün olmazdı. Demek ki dünya çapında büyük bir ahlaki krizin içindeyiz. Halbuki liberal kapitalizmin en büyük düşünürü Adam Smith daha 18. yüzyılda şöyle diyordu: "Zengin ve güçlü olanlara hayranlık duyup onlara neredeyse taparken, fakir ve muhtaç durumdakileri hor görme veya en azından görmezden gelme eğilimi ahlak anlayışımızı çökerten en büyük ve en yaygın nedendir."

Dünyanın önde gelen toplumsal düşünürlerinden Zygmunt Bauman'ın kaleme aldığı bu kısa kitap, işte bu gibi sorulara yanıt arıyor. Bauman, söz konusu görüşlerin dayandığı ve üzerinde uzun uzadıya düşünülmemiş varsayımların ve inanışların listesini sıralıyor ve tek tek ele alarak onların nasıl da yanıltıcı ve aldatıcı olduklarını gösteriyor.
(Tanıtım Bülteninden)
80 syf.
·3 günde·Beğendi·Puan vermedi
Normalde PDF okumayı hiç sevmem ama 70-80 sayfalık kısa kitapların PDF'i olursa okuyorum. Bu kitabı da öyle okudum ama siz siz olun kitabı bulun ve kitaplığınıza koyun. Çünkü 80 sayfası da dolu dolu.

Yazar özellikle büyümenin, bolluğun sadece bir kesime fayda getirdiğini, insanların çok büyük kesiminin bu ilerlemeden düşük paylar aldığını belirtmiş. Yani zenginler ile en alt kesim arasındaki gelir ve imkanların farkı giderek artıyor. Kitap, ''İşverenler olmasa olmazdı, onlar bize iş sağlıyor.'' diyen aklı evvelleri de bir güzel eleştirmiş. Çünkü o az sayıda zengin işverenlerin aç gözlülüğü yüzünden pasta küçülüyor, ayrıca onlar yeni krizlerle zenginleşirken fakir dibe vuruyor. Çevre de çok önemli. Daha doğuştan gelen adaletsizliklerle şekilleniyoruz.

Yazar özellikle eşitsizliğin doğal durum olduğuna inanan, rekabeti ve savaşı kaçınılmaz olarak gören ve insanı eşyalar gibi değişmez zanneden, çevresel ve psikolojik faktörleri hiçe sayan sosyal-Darwinisteri ve piyasacıları hedef almış. Çünkü ona göre serbest piyasa, zenginin ve üst kadroların yaptıklarını sorgulamamak, onları daha da zenginleştirmek için bir serbestlik anlamına geliyor. Eşyalara/ tüketim mallarına atfettiğimiz değerleri (pasif olma, kullanılma, çabuk vazgeçilir olma) insanlara da uygular olduğumuz için hiyerarşi devam ediyor, ilişkiler kısa süreli, güvensizlik had safhada. Güven yoksa birlik olunmuyor, adaletsizliğe karşı toplu mücadele verilemiyor. Ama unutulmamalı ki eşya nesnedir ama insan, karşılıklı ilişkide hem nesne hem de öznedir.

Son olarak da şunu soruyor: Madem öyle neden katlanıyoruz? Çünkü başka bir dünyanın mümkün olmadığına inandırılıyoruz. Köleler nasıl ki asil sınıfla aynı haklara sahip olamayacağına inandırılmışsa, kadınların erkekler ile eşit oy hakkı olması vaktiyle nasıl yadırganmışsa aynı durum var. Tüketim ile şımartılan narsistler topluluğuyuz ve başkaları ile rekabete o kadar çok giriyoruz ki sürekli yetersizlik hissi oluşuyor. Bu bireycilik neticesinde adaletsizliği yaratana değil mağdura karşı suçlamaya giriyoruz. Çünkü toplu olarak değil farklılıklarımızla ayrıcalıklı olduğumuz yönünde telkinlere maruz kalıyoruz.

Eşitsizlik mi var? O zaman statümüzü yükseltmek için alışveriş yapalım. Herkesten bir adım öne geçelim. Eşitsizliğin panzehiri yine eşitsizlik olsun, yeter ki en altta biz olmayalım. İşte eşitsizliğin meşruluğu tam da burada yatıyor.
80 syf.
·3 günde·Beğendi·10/10
Herkes dürüst,yalansız ve sahici yaşamak isterken, fiiliyattaki bu desisenin girdabına kapılıp savruluyor. Elde kocaman bir sosyal ve ekonomik eşitsizlik yaratıyoruz. Bunun sancısını ezilenler iliklerine kadar hissediyorken, üstün olanlarda varoluşsal kaygıların pençesinde debeleniyorlar. Alışveriş mitinin yarattığı tüketim nesnesiyle satın alınan narsizm, insani ilişkilerinin karşılığını bozup, özneler arası değil özne-nesne ilişkisine dönüştüğünden yeryüzünde hakim olan şatafatlı bir mutsuzlukluk oluşturuyor. Bauman işte bütün bunları okurlarına gerekçelendirip,önümüze seriyor.
80 syf.
·8/10
Bauman'ın okuduğum ikinci kitabı; ilkinden (Postmodern Etik) pek bir şey anlayamamıştım, yorucuydu, fakat bu kez açık ara farkla son derece kolay okunan kısacık bir kitapla karşılaştım. Yine de, bu kitapla birlikte söyleyebilirim ki Bauman, ne yazık ki, tüm haklı çabasına ve işinin hakkını verme gayretine rağmen okuru tatmin etme konusunda yeteneksiz. Yerinde istatistikler sunuyor, konuyla ilgili onlarca örnek sunup bunları alıntılarla pekiştiriyor; içeriği başlangıçta öyle iyi oluyor ki heyecanla okuyorsunuz, lakin bir yerden sonra işler değişiyor: Sanki durmadan aynı şeyi okutuyor bize, tam şuradan bir yerden öyle bağlayacak ki tamam diyeceğim, diyorsunuz, ama olmuyor. Bilhassa sonu mantıklı bir noktaya bağlama konusunda iyi değil Bauman. Tabii bunlar, okunmayacak bir kitap olduğunu çağrıştırmamalı; yalnızca küçük ve "okumadan önce dikkate alın" tadında bir eleştiri tüm yapmaktı yegane niyetim.

Konu, kesinlikle çok önemli ve acil bir konu. Mutlaka göz önünde bulundurun.
Dikkatli okumalar.
80 syf.
·Puan vermedi
Azınlığın zengin olup diğerlerinin fakir olması, birilerinin sadece sermayeyi yönetirken işçilerin sermayeyi üreten ücretli köleler olması hepimizin çıkarı için midir.

Bauman bu soruya cevap arıyor kitapta. Bize dayatılan doğruları eleştiriyor. Kapitalizmin gelişmiş ülke olabilmek için yegane yol olduğunu, paranın huzura giden tek araç olduğu yanılsamasını doğuran piyasa araçlarını ve medyayı yargılıyor.

Hayalininiz, umudunuz herkes için eşit bir dünya ise okuyun.
80 syf.
·2 günde·Beğendi·9/10
Yüzlerce sayfalık bir kitap okumuşum hissi oluşturdu üzerimde görüntüsünün aksine. Ekonomik büyümenin hangi sorunları beraberinde getirdiği, yoksul- zengin arasındaki uçuruma etkisi, alışveriş tutkusunun esiri olan bizleri ve kendimiz adına soracağımız nice soruyu bu incecik kitap fazlasıyla dile getirmiş. Bol miktarda altı çizilesi, dikkat kesilesi, sorudan soruya koşuşturacağınız ve dahası zihnim yorulsun biraz da diyebileceğiniz türden bir kitap okuma niyetindeyseniz tavsiyem olsun
80 syf.
·3 günde·Beğendi·8/10
Dünyadaki eşitsizliğe eleştiri mahiyetinde bir kitaptır. Sadece eşitsizliği eleştirmiyor, aynı zamanda ortaya çıkma ve hayatta kalma sebeplerini de açıklıyor.
Özellikle de dört aldatmaca üzerinde duruyor:
1) Toplumsal sorunları çözmenin tek yolu ekonomik büyümedir.
2) Tüketimin sürekli artması insanın mutluluk arayışını tatmin etmenin en etkili yoludur.
3) İnsanların eşit olmaması doğaldır.
4) Rekabet hem sosyal adaletin hem de sosyal düzenin sağlanması için gereklidir.
80 syf.
·4 günde·8/10
Bauman uzun zamandır tanışmayı istediğim bir yazardı. Ancak doğru zaman olup olmadığı, konunun açıklayıcılığı açısından da soru işaretlerim vardı. Kısa olmasına da güvenerek önce bu kitabı seçtim kendime. İlk sayfalar oldukça akıcı ve okudukça okumak istiyor insan. 3. bölümden sonra derinleşiyor ve tamamen kitaba odaklanarak sindirerek okumak gerekiyor. Bu yüzden sakin kafayla okunmalı. Birkaç alıntı ekledim fikir olması açısından ancak kitapta işaretlediklerimin yanında hiçbir şey :)
Kısaca söylersem okuru pişman etmeyecek anlaşılır, akıcı bir sistem eleştirisi. Yöneticiler, piyasalar, medya, toplum vs. hepsinin birey üstündeki (alenen veya gizli) tahakkümünü okuyabilirsiniz.
80 syf.
·1 günde·8/10
Sayfa sayısı çok az olmasına rağmen öyle dolu dolu bir kitaptı ki şaşırdım doğrusu. Söylenmek istenen her şey net bir şekilde ortaya konmuş ve akıcı bir şekilde ifade edilmiş. Bu da çevirmenin iyi olduğunu da gösteren bir şeydir aslında. Kitapta verilen istatistik bilgilerle kimin ne kadar zengin olduğu kimin ne kadar açlık sınırında sistem ile boğuştuğunu gözler önüne sermiş Bauman. Diğer bir kaç kitabına bakarak daha rahat okunan bir kitap oldu benim için. Tavsiye ederim özellikle de sosyolojiyle ilgilenen ve öğrenmek isteyen herkese.
80 syf.
·9/10
Eleştirmek bir takım şeylerin bir gün düzelebileceğine dair bir umudu bir duayı muhafaza etmektir.Bauman'da tam olarak bunu yapıyor bence.Evet boğazımıza kadar kapitalizme saplandık,modernizmin bir takım şeylerini yaşıyoruz. Ancak bunları iyi olduğu için yaşamıyoruz;bir gün bunun daha insani,daha düzgün bir şeklini yaşayabilir miyizin peşindeyiz.Bunun eleştirisini yapmazsak bizi esir etmeye başlar.Eğer mevcut durumun başka türlüsünün mümkün olmadığına ikna olursak o zaman başka türlü düşünme imkanımız ortadan kalkar.
80 syf.
·7 günde·Beğendi·5/10
Yoksulluğun olduğu yerde hiç kimsenin sofrasında ki ekmek temiz değildir. Yoksulluk gerçekte sadece yoksulların değil tüm ülke ve hatta tüm insanlığın sorunudur. Yoksulluğu gideremeyen, gelir adaletsizliğini düzeltemeyen toplumlar demokrasi yolunda olduğu gibi sanat, edebiyat, araştırma, geliştirme, teknoloji ve bilim, hülasa hayatın tüm alanlarında geri kalırlar. Usta yazar ve bilim insanı bu küçük ma çok değerli çalışmasında şu anda dünyada mevcut sistemin nasıl zengini daha zengin, yoksulu nasıl daha yoksul kıldığını teşhis ve teşhir edip ciddi ve anlamlı eleştirel bir bakış getirmekte. Tahmin edersiniz ki okunması çok kolay değil ancak okunup kitaplıkta yer verilmesi gereken bir kitap. Arzu ederseniz bu çalışmadan hareketle hazırlanmış belgesel dizisini de izleyebilirsiniz.
80 syf.
·Beğendi·8/10
Sevginin elektroniğe uydurulmuş halinin sevgiyle hiçbir ilgisi yoktur;tüketicilere yönelik teknoloji ürünleri insanların narsizmini tatmin etme yemiyle yakalar. Ne olursa olsun, ne yaparsak yapalım veya neyi yapmaktan vazgeçersek geçelim bizim üzerimize çok kafa yordukları kesin.
Dünyadaki en zengin 1.000 kişinin toplam varlığı, en fakir 2.5 milyar insanınkinin neredeyse iki katı (...) Şu anda dünya nüfusunun en zengin yüzde 1'lik kesimi, daha fakir olan yüzde 50'nin neredeyse 2.000 katı kadar zengin.
Francis Bacon, Descartes ve hatta Hegel'in yaşadığı Aydınlanma Dönemi'nde, dünyanın hiçbir yerinde yaşam standardı en fakir bölgedekinin 2 katından daha yüksek değildi. Günümüzde ise en zengin ülke olan Katar'da kişi başına düşen gelir, en fakir ülke olan Zimbabve'dekinin 428 katıdır.
"Kader" gerçekçi seçeneklerimizin listesini belirler fakat bunların arasından nihai seçimi yapan karakterimizdir.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Azınlığın Zenginliği Hepimizin Çıkarına Mıdır?
Baskı tarihi:
Nisan 2014
Sayfa sayısı:
80
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789755398082
Çeviri:
Hakan Keser
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Ayrıntı Yayınları
Günümüzde artık bütün dünyada egemenliğini kurmuş olan neoliberal kapitalizmin yandaşlarına göre, yoksulların içinde bulundukları sefaletten kurtulmaları için zenginlerin daha zengin olması, daha az vergi vermesi gerekir çünkü bu durum hepimizin çıkarınadır. Ne var ki genelde kabul gören bu yaklaşım gündelik deneyimlerimizle, bol miktardaki araştırma sonuçlarıyla, aslında mantıkla hiçbir şekilde uyuşmuyor. Somut kanıtlar ile popüler inanışlar arasındaki bu tuhaf uyumsuzluk üzerine biraz durup düşününce akla şu soru geliyor: Aksine onca kanıt ve olguya rağmen bu görüşler nasıl oluyor da bu kadar yaygın ve dirençli kalabiliyor?

İşin daha garip, belki de daha vahim yanı ise şudur: Eğer tarihte daha önce eşine rastlamadığımız, kabul edilmesi imkânsız ama yine de hızla büyüyen mevcut toplumsal eşitsizliğin ve zenginlerle toplumun geri kalanı arasındaki hızla derinleşen uçurumun savunulmasında rol oynamamış olsaydı, bu yaklaşımların bir gün dahi ayakta kalması mümkün olmazdı. Demek ki dünya çapında büyük bir ahlaki krizin içindeyiz. Halbuki liberal kapitalizmin en büyük düşünürü Adam Smith daha 18. yüzyılda şöyle diyordu: "Zengin ve güçlü olanlara hayranlık duyup onlara neredeyse taparken, fakir ve muhtaç durumdakileri hor görme veya en azından görmezden gelme eğilimi ahlak anlayışımızı çökerten en büyük ve en yaygın nedendir."

Dünyanın önde gelen toplumsal düşünürlerinden Zygmunt Bauman'ın kaleme aldığı bu kısa kitap, işte bu gibi sorulara yanıt arıyor. Bauman, söz konusu görüşlerin dayandığı ve üzerinde uzun uzadıya düşünülmemiş varsayımların ve inanışların listesini sıralıyor ve tek tek ele alarak onların nasıl da yanıltıcı ve aldatıcı olduklarını gösteriyor.
(Tanıtım Bülteninden)

Kitabı okuyanlar 79 okur

  • G.p
  • Hasan Suphi
  • Yorgun demokrat
  • HOMO FABER...
  • Beyhan
  • Kitapokuyun
  • Welat BARNİÇ
  • Özlem
  • Onur
  • Emre Köylü

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%0
14-17 Yaş
%0
18-24 Yaş
%11.1
25-34 Yaş
%66.7
35-44 Yaş
%22.2
45-54 Yaş
%0
55-64 Yaş
%0
65+ Yaş
%0

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%50
Erkek
%50

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%26.9 (7)
9
%15.4 (4)
8
%46.2 (12)
7
%3.8 (1)
6
%0
5
%7.7 (2)
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0