Sittin senedir birlikte yaşamamıza rağmen, bir başka insanın varlığına aslında devamlı katlanamayacağım korkusundan kurtulamıyorum. Bu aslında her şeyin özü zaten! Bir çamaşırhanenin yöneticisiyim ama aslında bambaşka şeyler yapmak istiyorum. Büyük, pis bir kentte yaşıyorum ama aslında bambaşka bir yerde olmak istiyorum. Traudel’le birlikte yaşıyorum ama aslında... hayır, bu düşünceyi düşünmeye cesaret edemem.
Bir filozof muyum ben yoksa bir estet
mi, sessiz sedasız bir İletişimci miyim yoksa kavramsal sanatçı mı? Ve bu eylemlerden birini, beni az çok geçindirecek ve anlamlı bir hayatı yaşadığımdan nihayet emin olmamı sağlayacak bir mesleğe dönüştürmeyi nasıl başarabilirim? Mutsuzluğumun özü de bu soruda yatıyor bir anlamda
Ben bir kek hırsızını gözlemlerken, biri de benim meyve çalmayı planladığımdan kuşkulanıyor; dolayısıyla, bilinmeyen olaylar arasında bağlantı kuran ve bana anlatılmaz bir paye veren veya yücelten veyahut başka bir gerçekliğe götüren bir bakış zincirinin mucidi olarak görebilirim kendimi şu an.