Nuray

Puan vermedi·779 syf.··
Beğendi
·
2019 62. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 11 Haziran 2019 22:57
Uzun bir aradan sonra tekrar Dostoyevski okumak, onun karakterleriyle bir kaç gün boyunca yaşamak, öfkelenmek, gülmek bana doyasıya iyi geldi. Karakter demek Dostoyevski demek. İnanılmaz karakterler demek. Ama kendisinin de dediği gibi öyle hayattan kopuk, gerçek dışı, anlamsız kişiliklerden bahsetmiyorum. En sıradan karakter de onun sayfalarındaki yerini alıyor. Prens Mışkin’le uzun zamandan beri tanışmak istiyordum. Bu ‘budala’yı sürekli anlatırlardı bana. Budala demeden durabilecek miyim merak ettim. Dedim sanırım. Daha doğrusu zorunda kaldım. Pek bir doğrucuydu kendisi. Bir yüce ahlak değil. Lev Nikolayeviç Mışkin öylesine bir karater ki onu okuduğunu, onu irdelediğini düşünürsün ama bir bakmışsın onun karşısına oturmuş çay içen, gevezelik eden, anlamsız hayatından bahseden veya hiç yaşamadığı tecrübelerini anlatan onlarca karakteri analiz edersin aslında. Evet Prens Mışkin’in yanına düşmüş her bir karakter, okuyucunun karşısında savunmasız buluverir kendini. Özellikle ‘düşmüş’ diyorum çünkü zaman zaman bir kurban olduklarını düşünmeden edemedim. Zaman zaman nefret bile ettim bazılarından. Kendime benzettiklerimden bile. Çünkü hepsi Prens Mışkin’in yanındaydı. Onun iyi niyetli, kin ve nefretten uzak ruhu karşısında ezildiler diyemiyorum. Ezilirler mi böylesi bir budalın karşısında. Belki ezmezler de ama çıplak kalırlar bütün hırslarıyla, insanlıklarıyla. Bu açıdan bakmaya çalıştım kitaba. Prens Mışkin’in hayatında yer alan her bir karakteri böyle gördüm. Hoş, bir prens göremedi kimseyi. Gözüne soksam, uzak dur şu Lebedev’den desem yine anlamaz ki! “Sen onu tanımazsın, iyidir aslında” der ve belki beni bile ikna eder. Bunu mu öğretti acaba bana, insanların içindeki ışığı mı görmeliyim ilk önce? Döneminin Rusya’sı, yavaş yavaş yıkılmaya başlayan aristokrasi,
1000Kitap
BudalaFyodor Dostoyevski · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 201231,5bin okunma