Nesnelere, insanlara, kavramlara biz anlam yükleriz. Gözümüzde büyütürüz. Büyüttüğümüzden korkarız. Korktuğumuzu olduğundan büyük zannetmek de bizim marifetimiz.
İnsanın hayatı tanımadığı ne çok kişiyle çarpışıyor aslında. Ya da tanıdığı ama anımsamadığı. Kaderin ince iplikleriyle birbirine bağlı çiçekler gibiyiz.
Böyle olurdu zaten. Hayatımda bir bölüm sonu, paragraf başı, altı çizilecek bir cümle söz konusuysa eğer, bir sarkı çıkagelirdi aniden. "Çok gecikmedim umarım" telaşıyla ortamın, mevzunun akışına uygun bir biçimde yerine yerleşen bir karakter olurdu âdeta. Baştan sona akmasa da, ses çok net olmasa da, bazen yoldan geçen bir arabanın içinden, bazen açık bir pencereden kendini duyurur ve hatıralarımın içindeki özel yerini alırdı.
Şarkılar bu yüzden tıpkı kokular, tatlar gibi tamamlayıcı ve tetikleyici oldu ömrüm boyunca.