Yarım kalan şeylerle, eksik parçalarla yaşayıp gidiyordum, evet. Çünkü 'severken' hep aynı şeyleri yapıyordum ben: Daha yolun başında vazgeçiyordum. Düşerim diye inmiyordum yokuşlardan. Yorulurum diye çıkmıyordum. Bana göre değil diye yargılıyor ve her şeyi kaçırıyordum...
Nasılsa olmayacak diye baştan vazgeçmek. Ya da nasılsa bitecek korkusundan ilk zorlukta kesip atmak ve rahatlayıvermek. O yüzden mi yarım yarım her şey?
Bir düşman yoktu karşımızda. Biz büyüdükçe bizimle büyüyen bir hayattı karşımızdaki. Belli ki hep iyi davranmayacaktı. "Onu düşman bellemek o savaşı baştan kaybetmektir, hayatı karşına değil arkana alacaksın," derdi Şakir dede.