Müzmin yalnızlığın sosyal açıdan kepenkleri indirmenize, her sosyal temasa daha şüpheci bakmanıza yol açtığını bulmuştu John. Aşırı tetikte oluyordunuz. Yok yere alınma, yabancılardan korkma ihtimaliniz daha fazla oluyordu. En çok ihtiyaç duyduğunuz şeyden korkmaya başlıyordunuz. John buna "kartopu" etkisi diyor: Kopukluk daha fazla kopukluk doğuruyor.
Bugün ev dediğimizde sadece etrafımızdaki dört duvarı ve (şansımız varsa) çekirdek ailemizi kastediyoruz. Oysa bizden önceki insanlar için evin anlamı hiçbir zaman bu değildi. Onlar için ev demek topluluk demekti - etrafımızdaki insanların oluşturduğu sıkı ağ, bir kabile. Ama bu büyük ölçüde kaybolmuş durumda. Ev hissimiz öylesine hızla zayıfladı ki artık aidiyet ihtiyacımızı karşılamıyor. O yüzden evimizdeyken bile ev özlemi çekiyoruz.
Ya depresyon aslında yas tutmanın bir biçimiyse - olması gerektiği gibi olmayan hayatlarımız için tutulan bir yas ise? Kaybetmekle birlikte hala ihtiyaç duyduğumuz bağlar için tuttuğumuz bir tür yas?
Aşırı yoğun bir sıkıntı yaşayan biri söz konusu olduğunda, belirtileri tedavi etmeyi bırakmamız gerekiyor. Belirtiler daha derinde yatan bir sorunun habercisi. Daha derinde yatan o soruna ulaşmamız gerekiyor.