Öten hep kuşlar oldu,
Yıllar geçti kuşlar hep öttü.
Yuvaları hep var oldu,
Uçtular gök kubbeye, gökyüzü oldu.
Gökyüzü hep var da,
Renginde bir başkalık.
Bulutlar bir değişik, olur sana karınca
Bir bakarsın, dağ olmuş pervasızca.
Ağaçlar var, dalları bahçeye dolanır.
Kökleri var aranır da aranır.
Sözlerini duyarsın da
Anlamazsın insan, nasıl anlarsın?
Gece çökerdi sinsice
Parlar, her daim parlardı.
Kayıp giden onlarca yıldız arasından,
Bir tanesi hep bana kalırdı.
Onlarca kağıt, kalem ve fikir,
Hep vardı umutlar.
Yazdıkça yazan, silgi olur siler.
Onca karaladığım yazılar, bir anda sessizce gider.
İnsan var, aklı ve kalbi olan.
Derdi var,
İnsanda vuku bulan.
Şimdi bir dert var, içinde insan kalan.
-Utandım kendimden. Gidemedim buradan, bekledikçe de gölgene bastım. Oysa çekilmeyi diledim ama güneşin kizgın ışığından çekindim.
- Doğrusu bunu dile getirebilmen beni şaşırttı, insan mısın sen yoksa köklerin mi var? Eğer olsaydın insan, utanmazdın yaptığından. Ah seni anlıyorum çocuk, kalbinde başka bir benlik var.
Çünkü, dedi Züleyha, güzelliğin bir derin kuyu senin. Bir düşenin kurtuluşu kolay olmaz. Ne mutlu kalbine sen düşene, ve ne mutlu senin kalbine düşene.
Nil kıyısında gece hiç bu kadar yağmurlu, yağmur hiç bu kadar karanlık olmamıştı. Yusuf'un elleri, Yusuf'un gözleri, Yusuf'un alnı.
Yusuf şimdilik Züleyha için sadece bu kadardı.