Veronika Ölmek İstiyor, yaşamla bağını koparmış bir kadının intihar girişimi sonrası, bir akıl hastanesinde geçen kısa ama yoğun bir sorgulamayı anlatıyor. Veronika’nın “her şeye sahip olduğu hâlde yaşamak istememesi”, Coelho’nun sıkça işlediği varoluşsal boşluk temasını merkezine alıyor.
Romanın en güçlü yanı, delilik ve normallik kavramlarını ters yüz etmesi. “Normal” kabul edilen hayatların ne kadar mekanik ve ruhsuz olabildiğini, akıl hastanesi gibi bir mekânda daha berrak biçimde görmemizi sağlıyor. Veronika’nın ölümle yüzleşmesi, yaşamı ilk kez gerçekten hissetmesine yol açıyor; bu çelişki kitabın omurgasını oluşturuyor.
Ancak kitap, yer yer Coelho’nun alışıldık felsefi cümlelerine fazlaca yaslanıyor. Bazı içsel dönüşümler fazla hızlı ve yüzeysel ilerliyor; karakterlerin yaşadığı değişimlerin okurda tam karşılık bulması zorlaşıyor. Özellikle psikolojik derinlik bekleyenler için anlatım zaman zaman basitleştirilmiş hissi verebilir.
Yine de Veronika Ölmek İstiyor, “yaşamak neden değerli?” sorusunu sade ama çarpıcı biçimde ortaya koyan, kısa olmasına rağmen düşündüren bir roman. Hayatla bağı zayıflamış okurlara dokunabilecek, fakat edebi derinlik arayanları tam olarak tatmin etmeyebilecek bir Coelho kitabı.