İnsanla ilgili ne varsa hepsi gözümüzün gördüğü kadardır ama bir o kadar da derindir. Yani aşk acısı her zaman aşk acısıdır belki ama her bir insandaki hikâyesi başka başkadır. Dolayısıyla anlatılan şey insana dair olduğu için biz onu okuduğumuzda, aslında kendi hayatımızda belki asla tecrübe edemeyeceğimiz ama sırf insan olduğumuz için bir o kadar da tecrübe etme ihtimalimiz olan bir meseleyi görme, anlama ve özümseme imkânına sahip oluruz. Yani bir hayat tecrübesini, insana dair bakış açısını görür; insanı daha iyi tanırız. En çok da aslında kendimizi tanırız. “İnsan neden okur?” sorusunun bendeki yanıtı bu. İnsan kendini tanımak için okur. Bunu da ancak olgunluğa erişmiş bir insan idrak edebilir.
“Hiç kimse başka bir insanı yetiştiremez. Bir insan yetişmeye karar verdiği zaman onu yetiştirecek en önemli kişi yine kendisidir. Sen ancak onun hedeflerini bulmasına yardım edebilirsin. Ona bir bilinç ve hedefine giden yolda işine yarayacak aletler verirsin. Böylelikle rüzgâr nereden eserse essin, hedefini biliyorsa, o kişi rüzgârı kullanıp sandalını istediği yere götürür. Çünkü sadece kişinin kendisi yirmi dört saat kendiyle beraberdir. Neye muktedir olduğunu en iyi kendisi bilir.”
DOĞAN CÜCELOĞLU ÖNERİYOR:
Bir İnsanın Kendini Gerçekleştirmesi İçin Atması Gereken Beş Adım
Kendi güçlü yönlerini keşfet.
Değişen ortam ve koşullarda kendin olma bilincini bırakma.
Gelecekte kim olmak istediğine karar ver ve bu hedefi şimdi burada, yaşarken bilincinde canlı tut.
Gelişim yolculuğunu tesadüflere bırakma; her gün uygulayacağın bir strateji geliştir ve uygula.
Yaşamında kendin olarak ne kadar varsın ve temel duyguların neler? Bunu her gün gözlemle ve not alarak takip et.