Nur

Hayatımızda bir dönem var. Çok ilginç bir dönüm noktası. O dönüm noktasından sonra zaman o kadar hızlı akıyor ki çevremizdeki sevdiklerimizin yaşlandıklarını fark ediyoruz. Biz de yaş alıyoruz. Hangi doğa kanunu bu olay kadar acımasız?
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Yeni yıl, yeni kitaplar 🧡
Edebiyat & Roman
ALINTIDIR.
Çocuk doğduğu an, evde görünmez bir tören yapılır. Anneye kocaman, taş gibi bir sorumluluk madalyası takılır; babaya ise parlak bir hobi rozeti iliştirilir. O andan sonra anne, çocuğun nefesini duymadan uyuyamaz hale gelir. Baba ise çocuğun kahkahasını duyunca sanki sahneye çağrılmış bir komedyen gibi keyfe gelir. Aradaki fark, koca bir dağı sırtında taşımakla, arada bir gidip o dağın manzarasını beğenmek arasındaki uçurumdur. Birçok baba maalesef hâlâ babalığı çizgi film kıvamında sanıyor. Ah ulan! Biz bu modele bile razıydık da... Neyse, o faslı sonra açarız. Çocuğu sevmek, güldürmek, iki tatlı salaklıkla eğlenceli baba imajı çizmek güzel elbet ama babalık, çocuk gelişim kitaplarının pastel cümlelerinden değil, uykusuz gecelerin çökük gözlerinden, bitmeyen ihtiyaçların paslı sabrından, aynı soruyu kırk beşinci kez cevaplamanın sinir sisteminden ölçülür. Gerçek sorumluluk sahibi insan sıkıcı olandan kaçmaz; bilakis onun içine girer. Çünkü aile dediğin yer, sıkıcılığın bile mesai saatine tabi olmadığı bir alan. Anne yorulmaz, anne tükenir. Onu yoran şey yük değildir zaten. O yükü sırtından alacak bir omuzun yokluğudur. Bir evde, o yapar zaten algısı varsa, orada kadının nefesi daralır, adamın omurgası ise gereksiz bir özgüvenle çelikleşir. Gerçek baba zaten eve misafir gibi gelmez. Ayakkabısını çıkarıp koltuğa yayılıp bugün biraz eğlendireyim de iyi baba olayım numaraları çekmez.Ev onun evidir. Çocuk onun çocuğudur. Yorgunluk da sorumluluk da endişe de ortaktır. Babalık esasında annenin sırtına çöken görünmez dağı fark edip benim sırtım da bu dağın yarısını taşımak için yaratıldı, diyebilmektir. Yardım etmek değil; mesuliyeti paylaşmaktır. Çünkü o çocuk, iki insanın hayatlarını birbirine sürterek yaktıkları ateşten doğmuş bir köz değil midir? Peki nasıl olur da
“Gerçek, Kurgu’dan daha acayiptir, çünkü Kurgu olabilirlikleri gözetmek durumundadır; gerçeğin öyle bir zorunluluğu yoktur.” Mark Twain
Bugün yine İstanbul çağırdı Canım… Sonbahar’ı andıran bir günde İstanbul’un aşikâr ettiği güzelliklerini gezdim…. İnşaat tabanlarından fırlayan geçmişini müşahede ettim. Bir devir geçiyor Canım, bizim devrimiz geçiyor, birlikte yaşamanın, komşulukların, sokak arkadaşlıklarının ve hatta dostlukların devri geçiyor Canım. Yeni bir devir hazırlıyorlar, insanı sanallaştıran, yalnızlaştıran ve hastalaştıran bir devir. Savaşların, hüznün ve sahte kıyametin devri… İnancın ve insan onurunun olmadığı bir devir. Hiçbir zaman başarılı olamayacaklar Canım…. Biz Aşk’ı yaşadık, dostluğu yaşadık, inancı yaşadık. Bu dünyayı insan görünümlü, ruhsuz organizmalara vermeyiz. Erhan Altunay