Nurgül

Anneler ve kızları...
Puan vermedi·158 syf.··
2026 2. kitabı
·
13 günde okudu
·
Okunma: 03 Mart 2026 13:34
Bu kitabı bitirince aklımda bir soru belirdi: Gerçekten bir insan tek bir hayat mı yaşıyor? Yoksa bir kadın, tek bir ömrün içine birden fazla hayatı mı sığdırıyor? Çocukluk var mesela. Ama o çocukluk pek de güvenli değil. Vatansızlık var. Ama kitapta bu kelime, politik bir terim gibi değil. Kadınlık var, annelik var, evlat acısı var, aşk acısı var. Ve hepsi aynı kadının içinde barınıyor. En çok hoşuma giden şeylerden biri, kitabın acıyı büyütüp dramatikleştirmemesi. Sakin bir dille anlatıyor. Hatta bazen o kadar sakin ki, “Bu kadar şeyi bu kadar düz bir sesle nasıl anlatabiliyor?” diye düşündüm. Ama belki de gerçek acı zaten böyledir; sessizdir. Okurken sıkılmadım, akıp gitti. (14 günde okudu yazdığına bakmayınız, esasında 1 gecede okudum) Ama bittiğinde fark ettim ki, aslında hafif bir kitap değilmiş. İçinde taşınan yük oldukça ağır. Bir kadın kaç kimlik taşır? Ve bu kimliklerden hangisi gerçekten ona aittir? Ben bu kitabı sevdim. Çünkü hayatı süslemiyor, aşkı romantikleştirmiyor. Annelik, kutsal bir mertebe gibi durmuyor. Her şey çok insani, çok gerçek. Özellikle kadın arkadaşlarıma okumalarını tavsiye edeceğim bir kitap. Annesinden; annesine. Annesinden; kendisine. Kendisinden; kızına… Esenlikler dilerim!
Renkli Çekmeceli ŞifonyerOlivia Ruiz · Yan Pasaj Yayınevi · 2021773 okunma
Reklam
Bakmak ve Görmemek Arasında.
8/10
·524 syf.··
2026 1. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 19 Şubat 2026 18:11
open.spotify.com/track/5E9uFJpDR... Hangi yaşta okuduğunuza bağlı olarak hissedeceğiniz duyguların değişeceği bu kitaba haddim olmayarak bir inceleme yazarken ilk sözüm, Orhan Pamuk’un eseri hakkındaki son sözleri olan; “Aşkı yüksek bir yere koyup, sevilen şarkılarda yapıldığı gibi, ‘Aman ne güzel bir duygu!’ demek istemiyordum. Bu duyguyu -tıpkı bir trafik kazası gibi- hayatta başımıza gelen ve çoğu zaman bize istemediğimiz kadar acı veren bir şey olarak anlatmak istiyordum. Masumiyet Müzesi her şeyden önce aşk hakkında bir düşünmektir.” olacaktır. Bu söz, romanı bitirdiğimde zihnimde kalan en güçlü cümleyle örtüşüyor: Bu kitap bir aşk hikâyesi anlatmıyor, aşkın insanın içinde nasıl şekil değiştirdiğini, nasıl büyüyüp yer yer çürüdüğünü gösteriyor. Kemal’in Füsun’a duyduğu duygu ilk bakışta yoğun, gerçek bir aşk gibi görünse de, satırlar ilerledikçe bunun yalnızca iki insan arasındaki bir bağ olmadığını fark ediyoruz. Bu, aynı zamanda bir sahip olma arzusu, kaybı kabullenememe hâli ve geçmişi nesnelerle dondurma çabasıdır. Kemal’in anlatıcı olması, bizi uzun süre onun duygularına ortak eder. Onun acısını görür, bekleyişini hissederiz. Fakat bir noktada şu soru kaçınılmaz hâle gelir: Bu gerçekten aşk mıdır, yoksa aşkın kılığına girmiş bir takıntı mı? Çünkü birini sevmekle, onu kendi zihninizde idealize edip hayatınızın merkezine yerleştirmek arasında çok ince ama hayati bir fark vardır. Kemal’in müzesi tam da bu farkın somutlaşmış hâlidir; sevilen kadından çok, sevilen fikrin sergilendiği bir mekân gibi durur. Füsun ise roman boyunca çoğu zaman Kemal’in bakışının içinden görülüyor. Onun gençliği, kırılganlığı ve hayatını sürdürme çabası, Kemal’in büyük anlatısının gölgesinde kalıyor. Bu da okur olarak beni en çok
Masumiyet MüzesiOrhan Pamuk · Yapı Kredi Yayınları · 202460,4bin okunma