Hayatım boyunca hiç inceleme yazmadım. Ama bu kitabı bitirdiğimde içimden sadece ve sadece bu kitap üzerine bir şeyler yazmak geçti. O yüzden buradayım ve hayatımın ilk incelemesini yazıyorum. İyi veya kötü olmasını beklemeden sadece yazmak istiyorum. Başlayalım!
Öncelikle okuduğum ilk Orhan Pamuk kitabı, okuduğum incelemelerde Orhan Pamuk'un kendi tarzının dışına çıkılması konuşulmuş, bununla ilgili herhangi bir fikrim yok çünkü diğerlerini okuma fırsatım olmadı ama ben Kırmızı Saçlı Kadın'ı çok sevdim.
Kitap üç kısımdan oluşuyor. İlk iki kısım başkarakterimiz olan Cem'in ağzından, son kısım ise Cem'in ilk aşkı, kitaba ismini veren Kırmızı Saçlı Kadın tarafından anlatılıyor.
Kitapta üzerinde durulan temel bir konu var: "baba-oğul ilişkisi" ve bütün kitap aslında bu konunun üzerinde şekilleniyor. Kitap, Cem'in babasının evi terk etmesiyle başlıyor. Ve Cem para kazanmak amacıyla bir kuyucu ustası olan Mahmut Usta ile birlikte Güngören adlı bir kasabaya kuyu kazmaya gidiyor ve olaylar bu şekilde devam ediyor. Kitapta olacak olan her şeyin başlangıcı aynı zamanda bitişi bu kasaba. İlk kısımda Cem'in Mahmut Usta ile birlikte kuyu kazmalarını, aralarındaki ilişkiyi ve Cem'in bir gün kasabada rast geldiği seyyar bir çadır tiyatrosunda esrarengiz hikayeler anlatan kendinden yaşça epey büyük olan bir kadına, yani kırmızı saçlı kadına olan uzaktan aşkını okuyoruz.
Mahmut Usta tam olarak Orta Doğu'da yaşayan bir babanın özelliklerine sahip: Otoriter, güçlü, aynı zamanda şefkatli ve korumacı. Cem, kendi babasının tersi özelliklere sahip olmasına rağmen ustasını babasının yerine koyuyor. Ve onların arasındaki ilişkiyi okurken tanıdık bir baba-oğul ilişkisi okuyormuşsunuz gibi hissediyorsunuz: Seven, koruyan ama otoritesini kaybetmemek için bunları fazla göstermeyen Mahmut