“Anne konuşamıyor ama annenin bağlı olduğu cihazlar susmadığı sürece umut var. Umut var da kimin için var? Anne çektiği acıyı sesleyebiliyor mu? Canı ne kadar yanıyor bunu anlayan var mı? Annenin kızılcık, gelincik veyahut nar ağacına benzeyen bedeni nasıl sızlıyor bunu kimse duymuyor, canının acısını sesleyemediği bir odaya kapatılmış, uyansa evlatlarına ne diyecek?”
“Kadınlar binyıllardır ve dünyanın her yerinde aslında yalnızca birbirleri için giyinip süslenirler. Ve mutfaktaki büyün maharetlerini de yine birbirlerine sergileyebilecekleri o bir güne saklarlar.”
“Doğru zamanda ayrılmasını bilmeyen herkes kendi artık hayallerinin atıklarıyla, kendi dışkısıyla, yani kendi zehriyle zehirlenmiyor mu? Zamanında söylenmeyen elvedalarla, hakkıyla tutulmayan ve yeni yaşantılarla bastırılan yaslarla, üzerinden atlanıp da geçilmeyen çocukluk travmalarıyla velhasıl herkes kendi zehriyle zehirlenmiyor mu?”