Trans taklidi yapanlar da iyi iş çıkarıyorlardı. Hem el üstünde tutulup harika bir hayat yaşarken hem de hırsızlık yaparak Ayebere'nin mevcut ekonomisine can suyu olacak paraları kazanıyorlardı. Aralarından biri, Belçika'da yakalandığında ortalığı ayağa kaldırmış, kendisine öğretildiği üzere sırf trans olduğu için iftiraya uğradığını söylediğinde ülkenin ve Avrupa'nın dört bir yanından sivil toplum kuruluşları ve gönüllü avukatlar bu zavallı trans bireyi savunmak için koşmuş, sonunda bizimki serbest bırakılmıştı.
"Eğer tanrılar aranızda dolaşmadığında bir canavara dönüşüyorsanız," dedim, "sizde ciddi problemler var demektir. Ve biz de hapishanelere bu yüzden para harcıyoruz. Tanrılar sizi durduramıyorsa, biz durdurabiliriz, emin olun. Asayiş olaylarının çözümü, Bay Kwame, tanrıların değil hapishanelerin sayısını artırmaktır."
Sebahattin Abi’yi akademisyenlerden ayıran en belirgin vasfı sorunları binlerce sayfa ve ne ifade ettiğini sadece kendilerinin bildiği sıkıcı terimlerle anlatmak yerine kısa ve öz bir üslup kullanması. Ayrıca o kitabın ortasından konuşur. Akademisyenler gibi camiasından dışlanma korkusu taşımıyor, bu yüzden söyleyeceği şeyi elli defa filtreden geçirip sonunda aslında hiçbir şey söylemediği vaki değil. Zira Berberler Odası’nda size kimse kınayıcı bakışlar atmaz, okey oynarken uzun uzun düşünmediğiniz sürece.
Medeniyetin yegane göstergesinin kitap olduğunu zannederler. Sözü önemsemezler. Halbuki kitabın da sözün de kendine göre iyi tarafı var kötü tarafı var Kral Hazretleri. Mesela bir bilgiyi yahut düşünceyi yazmak demek onu dondurmak anlamına gelir. Değiştirilemez zira. Oysa söz her daim canlıdır. Her anlatılışta yeniden can bulur.