Kader, tasavvufta yalnızca başa gelenin adı değildir; başına gelene kalbin verdiği cevaptır. Kul, yaşadıklarını “neden ben?” diye sorduğu yerde değil “bunda bana düşen hikmet nedir?” diye sustuğu yerde kaderle tanışır. Çünkü tasavvufa göre kader, Allah’ın ilminin kul üzerindeki tecellisidir ilim cebir değildir bilmenin zorlaması yoktur. Nihâyetinde kader, kul ile Mevlâ arasında mahfî bir ahiddir. Kul razı oldukça yazgı rahmete inkılâb eder. Zîrâ kader, Hakk’tan gelene “eyvallah” diyebilen gönüllere ağır gelmez.O gönüllerden olmak nasip olsun.
Vesellam..
*Zübde