Anlatım ve cümleler açısından akıcı ancak bir tık basitti bana kalırsa. “Kedi Şehri”nden tut kültürel yapısından; ekonomi, eğitim sisteminden her şeye değinmesine rağmen o kadar az ve öz tutmuş ki asla sıkılmıyorsunuz (bunun aksine Demir Ökçe’de bazı yerlerde gerçekten bunalmıştım). 207 sayfalık bir kitaptı, iki günde sıkılmadan bitirdim. Genel görüşümden sonra konusuna değinmem sıralama olarak doğru mu bilmiyorum ama şöyle bir özet geçeyim:
Uzay gemisinin yaptığı bir kazayla Mars’a inen bir Dünyalı ile başlıyor kitap. Mars’ta kedi-insan’larla karşılaşıyor ve bir şekilde onları tanıma, ülkelerini gözlemleme fırsatı elde ediyor. Ama insanlıktan o kadar uzak o kadar farklı davranışları var ki, bu toplumun daha fazla yaşamayacağını öngörüyor ama kitap boyunca umudunu yitirmemek için baya çabalıyor (baya). Kitap boyunca biz de Dünyalı ile “Kedi Ülkesi”nde yönetiminden beslenmelerine, ekonomik durumlarından okullarına, varolan sistemlerine şahit oluyoruz.
“Diğerlerinden farklı olmamak daha iyidir. Çirkinler ve aptallar bu dünyada her şeyin en güzeline sahiptirler. Kafaları son derece rahat, ağızları bir karış açık öylece oturup oyunu izleyebilirler. Zafer nedir bilmezler belki ama en azından yenilgiyi de tatmazlar. Hiç istiflerini bozmadan, kayıtsız, gürültüsüz patırtısız yaşayıp giderler; tıpkı hepimizin yaşaması gerektiği gibi.”