Ben uyuyamadım gerçi. Şafağa doğru storlar açıldı ve yaralarımın üstüne hakaret gibi gelen tanımadık dağların manzarasına gözlerimi diktim. Benim dağlarıma ne olmuştu peki? Hattie millete üzüntüsünü unutturmak için yeni bir parti içki yapıyor muydu acaba? Annem hüznünün acısını çamaşır tahtasından çıkarıyor muydu? Sid bulutsuz bir göğün altında sarnıcı mı dolduruyordu? Kazlar Lenore Dove’un kalbini korumak için nöbet bekliyorlar mıydı? Yakınlarım şimdi ne kadar acı çekerse çeksin, benim bir anıdan ibaret olmama ne kadar kalmıştı?
Doğum günü pastam ve Başkentli şakşakçılar çekildikten sonra Plutarch sözüne devam etti: “Nerede kalmıştık; akıl hocalarıyla birlikte 12. Mıntıka’ya ona özel bir stilist tayin edilecek.”
“Acilen hem de.” Drusilla burnundan gülüp Louella’nın pötikare giysisini süzdü. “Cidden yahu, sizler nereden buluyorsunuz bu şeyleri?”
“Annem dikmişti bunu,” dedi Louella sakince. “Sen seninkini nereden buldun?”
Louella kendi başına idare ediyordu, ancak Maysilee taşı gediğine oturttu. “Aynı şeyi ben de merak ediyorum. Sanki Barış Muhafızı’nın tekiyle bir kanarya çiftleşmiş de… ortaya sen çıkmışsın işte.”
“Ne?” dedi Drusilla. Sandalyesinden kalktı ama sivri topuklarının üstünde dengesini bulana kadar bir süre yalpaladı.
“Aman,” dedi Maysilee. Kibarlık yapıyormuş gibi gözüktü, ardından can damarına saldırdı. “Şu çizmeleri de yeniden gözden geçirmek gerek. Senin yaşında birinin yere daha yakın bir şey giymesi gerekmez mi?”
Drusilla fırlayıp Maysilee’ye tokadı bastı, o da hiç bekletmeden geri tokat attı. Sert bir tokattı. Drusilla’nın çizmeli ayakları yerden kesildi ve kadın az önce kalktığı sandalyeye devrildi. Herkes donakaldı ve tam orada infaz mı edileceğiz diye düşündüm ben.
“Bana bir daha asla dokunma,” dedi Maysilee. Drusilla’nın el izi hariç yüzündeki renk solup gitmişti. Hakkını vermek lazımdı Maysilee’nin; kimse propaganda için onun görüntüsünü kullanamazdı.
Hizmetli, tepsiyi Louella’ya uzattı; Louella, önündeki ganimet karşısında ezilip tereddüt etti. McCoy’lar et yemeden haftalarca idare edebilirlerdi ki yedikleri et de genelde teneke kutuda gelirdi.
Hizmetli onun rahatsızlığını fark edip baskın bir ses tonu takındı:
“Bir sorun mu var, hanımefendi?”
Louella kızardı –McCoy’lar gurursuz değildir– ama kız yanıtlayamadan Maysilee çıkıştı: “Tabii ki bir sorun var! Elleriyle mi yemesini bekliyorsun? Yoksa Başkent’te gümüş tabak çanağınız yok mu sizin?”
Kızarma sırası hizmetlideydi şimdi. Adam kekeledi: “Altı üstü sandviç. Yani… millet bunu elle yiyor.”
“Bir peçete bile olmadan mı?” diye sordu Maysilee. “Hiç sanmam.”