Niyazi Fidan

Niyazi Fidan
• Gûla Stewrê. ;))
Evrende her şey alma-verme dengesi üzerine kurulmuştur diyoruz ya, aslında burada bir denge değil, dengesizlik vardır. Buradaki dengesizlik de aslında Allah'ın bizim adımıza kullandığı pozitif bir ayrımcılıktan kaynaklanır. Yani Allah, bizim ona verdiğimiz şey ne kadarsa tam olarak o kadarlık karşılığını bize vermez, burada bir denge yoktur. Biz ona ne kadar verirsek, o bize kat kat fazlası ile bunu geri verir. Buradaki alma ve verme dengesizliğinde ise onun merhameti vardır. Bu nedenle en büyük yatırım aslında her zaman "vermektir." İstanbul Karaköy'de Osmanlı'dan kalan ve sonra müze haline getirilmiş olan bir bankanın mermer duvarlarına şöyle bir yazı işlenmiştir: "Aldıkların başkasına aittir, ancak verdiklerin daima senindir." Hızımı alamayıp bu yazının peşine şu hikayeyi tekrar eklemek istiyorum. Zengin bir adama nasıl bu kadar zengin olduğunu sorulunca o da; "Allah'la yarışa girdim." demiş. Dinleyenler bunu duyar duymaz ardı ardına tövbe çekmişler. Zengin adam anlatmaya devam etmiş; "O bana rızık verdi, ben de bu rızkı başkasına dağıttım. O verdi, ben dağıttım. O verdi ben dağıttım." "Tabii" demiş, "Allah'la yarış edilir mi? Ona yetişemedim, yarışı o kazandı ben de böylece zengin oldum." demiş. Şüphesiz ki, o çok merhametli ve cömerttir. Bir şey verirken, acaba karşılığını alır mıyım gibi bir şüphe aslında O'nun rızkından şüphe duymak anlamına gelir. Hayatta yalnızca maddi şeyler değil, emek verirsiniz, sevgi verirsiniz, aşk verirsiniz. Ve bunların karşılığını da fazlasıyla alırsınız. "Ben çok verdim ama hiç karşılığını alamadım." diyecek olanlara ben de şunu peşinen vereyim o halde; Acele etmeyin, ilahi sistemde günü geçmiş çek bulamazsınız. Zamanı geldiğinde verdiklerinizi fazlasıyla alırsınız. (Alıntıdır.)
Reklam
MUTLULUĞU(?) TEŞHİR ETME ve BEĞENİLME ARZUSU ÜZERİNE Evli olanlar, eşleriyle evlatlarıyla çekildikleri fotoğraf ve videoları paylaşarak "Bakın ne kadar mutluyuz." yazıları yazarak mutlu olduğunu kanıtlama hayranlık toplama derdine düşerken; gezdiği yerlere gidemeyen, aldıklarını alamayan, mutlu olamayıp eşiyle sorun yaşayan evlat sahibi olamayan insanları unuttu. Ve bunları paylaşanlar yüzünden, birileri millet karısına neler yapıyor diyerek eşinden daha çok beklentiye girerek tartışmaya başladı. Bekar olup evlenemeyen ise bakıp bakıp nasıl da mutlular benimse eşim bile yok diyerek iç çekti. O "mutlu göründüğünüz" fotoğraflara bakılırken değen nazarlardan bahsetmiyorum bile. En kötüsü de çocukların mahremiyeti hiç kalmadı. Doğar doğmaz atılan fotoğraflarla mevlüdünden sünnetine kadar paylaşılır oldu. Cinsiyet partileri de cabası. Parti yerine yetimleri giydirip garibi gözetebilirdik. Evlat sahibi olamayan ağlayan nice bayanlar baktıkça iç çekti belki isyana belki hüzne düştü. Ben anne olamadım diye ağlayıp hüzne kapıldı. Çocuğa sorulmadan paylaşılan fotoğraflar, pedofili sapık dolu insanların pis nazarına maruz kaldı. Ama aile için hiç önemli değil! Kimisi evladı üzerinden para kazandığı için fotoğraflarını paylaşmak zorunda hissederken kimisi de evladıyla beğeni, hayranlık toplama ve mutlu olduğunu kanıtlama derdine düştü. Fotoğraf paylaşımı; ego tatmin etme, kendini kanıtlama ve hayranlık toplama düşüncelerinize son verin. Sosyal medya icad oldu; nezaket, tevazu mefhumları unutuldu. Bir zamanlar, kişi seyahatten döndüğünde “yediğin içtiğin senin olsun, gezip gördüklerini anlat." denilir, yenilen ve içilenlerin anlatılması edep dışı görülürdü. Yenilen güzel bir şeyden bahsedilirken “afedersiniz” diye söze başlanırdı. Şimdi ise yediği yemek ve tatlıları sosyal
Bir düşünce alt metninde birilerinin bu düşünceden incinecek olmasını göze almadan söylenemez.
Düşünce ve İfade Özgürlüğü
İnsan değiştikçe kitap da değişir. Bakalım bunca zaman sonra neler söyleyecek bu sayfalar bize.
Emil Michel Cioran / Burukluk
''Aşka, hırsa, topluma sırt çevirenlerden kendinizi sakınınız. Vazgeçmiş olmanın intikamını alacaklardır...'' tövbe bismillah. :)
Reklam