• Hayatı ne zamandan beri bu kadar acınası bir haldeydi?
    Ve iki kilo margarin almak nasıl olmuş da o an için iyi bir fikir gibi gelmişti?
  • Oğlum, o kadar süslenmişsin ki, anana giyecek bir şey bırakmamışsın!

    «Yavuz Sultan Selim »
  • İnsanlara ne kadar çok muhtaç olursam onlardan kaçmak ihtiyacım da o kadar artıyordu.
  • Ayrılık ne biliyor musun?
    Ne araya yolların girmesi,
    ne kapanan kapılar,
    ne yıldız kayması gecede,
    ne ceplerde tren tarifesi,
    ne de turna katarı gökte.

    İnsanın içini dökmekten vazgeçmesi ayrılık!

    İpi kopmuş boncuklar gibi yollara döktüğü gözlerini,
    birer damla düş kırıklığı olarak toplaması içine.
    Ardında dünyalar ışıyan camlar dururken,
    duvarlara dalıp dalıp gitmesi.
    Türküsünü söylecek kimsesi kalmamak ayrılık.
    Saçına rüzgar, sesine ışık düşürememek kimsenin.
    Çiçekçilerden uzağa düşmesi insanın yolunun.
    Güneşin bir ceza gibi doğması dünyaya.
    İki adımdan biri insanın, sevincin kundakçısı,
    hüznün arması ayrılık.

    O küçük ölüm!

    Usta dokunuşlarla bizi büyük ölüme hazırlayan.

    Ayrılık, o köpüklü öpüşlerin ardından gidip ağzını yıkadığında başlamıştı.
    Ben bulutları gösterirken,
    ‘bulmacanın beş harfli yemek sorusuna’ yanıt aramanla halkalanmış,
    ‘Aşkın şarabının ağzını açtım, yar yüzünden içti murt bende kaldı’
    türküsü tenimde düğümlenirken, odadan çıkışınla yolunu tutmuş,
    Dağlarda öldürülen çocukların fotoğraflarını bir kenara itip,
    ‘bu eteğin üstüne bu bluz yakıştı mı? ‘
    diye sorduğunda varacağı yere varmıştı çoktan.

    Şimdi anlıyormusun gidişinin neden ayrılık olmadığını,
    bir yaprağın düşmesi kadar ancak, acısı ve ağırlığı olduğunu.
    Bir toplama işleminin sonucunu yazmak gibi bir değer taşıdığını.
    Boşluğa bir boşluk katmadığını, kar yağdırmadığını yaz ortasında….

    Ne mi yapacağım bundan sonra?

    Ayak izlerimi silmek için sana gelen bütün yolları tersinden yürüyeceğim önce.
    Şiir yazmayacağım bir süre,
    Fotoğraflarını güneşe koyacağım, bir an önce sararsınlar diye.
    Hediyelik eşya satan dükkanların önünden geçmeyeceğim.
    Senin için biriktirdiğim yağmur suyunu, bir gül ağacının dibine dökeceğim.
    Falcı kadınlara inanmayacağım artık.
    Trafik polislerine adres sormayacağım,
    Geleceğe ışık düşüren bir gülüşle gülmeyeceğim kimseye….

    Ne yapacağımı sanıyorsun ki?

    Tenin tenime bu kadar sinmişken,
    ömrüm azala azala önümden akarken,
    gittiğin gerçek bu kadar herkese benzerken..
    Senin korkularını, benim inceliğimi doldurup yüreğime,
    bıraktığın boşluğu yonta yonta binlerce heykelini yapacağım.

    Şükrü Erbaş

    https://youtu.be/upQHF3c2PjE
  • Biri içeri girmeyi ne kadar çok isterse kapı o kadar sıkı kapanıyor.
  • Baban diyor ki: "Meserret çocukların, yalnız
    Çocukların payıdır! Ey güzel çocuk, dinle ;
    Fakat sevincinle

    Neler düşündürüyorsun, bilir misin?.. Babasız,
    Ümitsiz, ne kadar yavrucakların şimdi
    Siyah-ı mateme benzer terane-i ıydi!

    Çıkar o süsleri artık, sevindiğin yetişir ;
    Çıkar, biraz da şu öksüz giyinsin, eğlensin ;
    Biraz güzellensin

    Şu ruy-ı zerd-i sefalet... Evet, meserretdir
    Çocukların payı ; lakin senin sevincinle
    Sevinmiyor şu yetim, ağlıyor... Haluk dinle!
  • Kültür endüstrisi küresel kültürün sektörlerini içerir ve matbuat, görsel basılı sosyal medya, internet yayıncılığı,blogerlik, televizyon-radyo -sinema, müzik, reklam,her tür tasarım,turizm, gastronomi, mimarlık, yazılım ve oyun sektörlerini kasteder.

    Festivaller,fuarlar,büyük yayıncılık tamamıyla küresel şirketlerin Türkiye'deki distribütörleri vasıtasıyla organize edilir:Bankalar bu açıdan öndedir.

    “Türkiye'deki köklü-büyük bankaların, İstanbul büyük burjavasının hemen tamamı cazdan, filme, kitaptan mimarlığa,galerilere kadar pek çok sektöre yatırım yapar.

    Holdingler medya sektörüne girer, gerekli spekülasyonu yaptıktan, karşılığında küresel ekonomiden payını aldıktan sonra sırasını savar yeni patronlara devrederler.

    Gezi olaylarında, HDP desteğinde olduğu gibi kültür endüstrisi Türkiye'deki seküler çevreleri, sosyalistleri domine edip üç kuruşa siyasallaştırdıktan, romantik ürünler verdikten sonra bir başka dezenformasyonla ülke kaynaklarına "çökme" imkanlari arastirir.

    Kültürel iktidar tartışmasında “ürün odaklı” eleştiri getiren sosyalistler küresel kültür piyasasının ne kadarla döndüğünden pek de haberdar değildir esasında. Küresel kültür sanat pazarı kabaca yıllık 70 milyar dolara yakın hacim ihtiva eder;bunun neredeyse yarısını ABD, geri kalanın yüzde 40'ını da Çin ve İngiltere sahiplenir.

    Esas olanın üründen çok reklam-dağıtım sergileme üçgeninde döndüğünü en iyi tekelleşen sosyalist seküler kesim bilir, uygular. Kendilerinden başka yayını raflarında, ürünlerinde görünmesine müsaade etmeyen, yüksek teknolojili ve yüksek butçeli reklamlarla, dağıtımla her dükkâna girebilen kültür endüstrisi ürünleri elbette talep görür.Çünkü kitapçılarında okurun satın alacağı kitapları belirlerler, vitrine koyarlar trend topic yaparlar, en sıradan seküler orta sınıf, yeni yetme burjuva tarzı, stil, roman, kurgu, hayat alternatifleri sunup, "baskaları bunu okuyor” modasını geliştirirler.

    Kültür endüstrisi kitle kültürü ve popülerlikle piyasa ve tüketim mantığını birleştiren ürünler ortaya koyar. Kültürel iktidarı ürüne bağlayanlar biraz da bu “sürü" zihniyetini,best-sellerden trendlere kaydırarak pazar mantığında işletir.

    Ürün kategorisindeki filmler, kitaplar ortalamanın altındaki seviyeyle ilgilidir, yoksa baleye, operaya, klasik muzik konserine, tiyatroya, festivallere katılımın düşüklüğünden kendileride yakınır.

    Recep İvedik üreten ve dağıtan sermaye buradan kazandığıyla caz festivali düzenler, tiyatro, opera, bale desteklerine aktarır. Yani kaliteli-üst düzey kültür ürünü diye tasvir edilen formlar aslında lümpenleri çeken ürünlerden kazanılan paraya muhtaçtır. Zira kültür endüstrisi üretim ve dağıtım aşamasında seküler dar çevreyi korurken kitlenin taleplerine göre her türlü popülizmi yapar, kolanın satışı ve her eve girmesidir esas olan o nedenle Ramazan'da satışlar her zamankinden çok olur;reklamda dini öğeleri kullanmaktan, yerel kültür simgelerine yer vermekten kaçınılmaz. Çünkü kültür endüstrisi sadece kâr değil “hegemonya” da kurmak ister.

    Türkiye'de ürün merkezli kültür algısını anlamak için televizyonlara bakmakta fayda var; kültürel iktidarı ürüne bağlayan sosyalistler kültür algısının bizde eğlence ile birlikte anıldığını, televizyonda vakit geçirmenin en büyük etkinlik halini
    aldığını gözlerden kaçırmak ister.

    Elbette bilgisayar oyunlarından, yazılımlara kadar pek çok sektör kültür endüstrisi ürünleri arasına girer. “Ekran” karşısında film, maç, belgesel izlemekle futbol oynamak, konsol kültürü edinmek kültür endüstrisi için aynıdır.

    Ercan Yıldırım - Türkiye'nin Yeni Kultürü,syf.21-22