Etkili ve güzel bir konuşma için, soluk;
1-) Diyafram yardımıyla burundan alınmalı,
2-) Derin ve gürültüsüz olmalı,
3-) Akciğer kapasitesi tam olarak kullanılmalı,
4-) Doğru soluma konusunda elde edilen kazananlar mutlaka davranışa dönüştürülmelidir.
Kültür, canlı bir organizma gibidir. Ona hayat veren, dildir. Dil ne kadar gelişir ve güçlenirse, kültür de o denli gelişir, kök salar. Dilini kaybeden toplumlar, kültürünü de kaybeder.
Dil, mevcut olan olmayan, yaratıcı ve yaratılan, hayal edilen ve bilinen, zannedilen ve vehmedilen her şey hakkında konuşur; onları kabul veya inkar eder. İlmin ulaştığı her ne varsa, hak ya da batıl, dil onları anlatır. İlmin de alanı çok geniştir; hemen her tarafa uzanır. Dildeki bu özellik, başka hiçbir uzuv da yoktur. Göz, ancak renkleri ve şekilleri görebilir. Kulak, yalnız sesleri işitebilir. El, cisimlere dokunabilir. Bütün uzuvların işleri sınırlı olup her şeye ulaşamazlar. Dilin ise sahası geniştir, sınırı yoktur. Engel olacak bir şey de mevcut değildir.
GAZALİ
ÖNSÖZ
Düşünebilmek, insanın sahip olduğu en büyük değerlerden birisidir. Onu diğer canlılardan üstün kılan bir ayrıcalıktır. Böylesine bir ayrıcalığın özgürlüğüdür konuşmak. Düşüncelerin ete kemiği bürünmesidir, hayat bulmasıdır. "Ben" i fark edip "biz" olmaya başlamaktır.
Ve konuşmaya başladı insan. Konuştukça da sevgisini, korkusunu, heyecanını ifade edebilmenin hazzını; paylaşmanın güzelliğini yaşadı. İletişimden öte, etkileşimi; sözün büyüsünü fark etti. Daha etkili ve daha güzel söylemeye çalıştı.
Dilindeki ezgiyi fark etti, sazıyla sözü birleştirdi. "Türk beyleri, milleti, bunu işitin!" diyerek sadece zamana değil, çağlar ötesine seslenmek istedi.
Söz, iki tarafı keskin bir kılıç gibiydi dilinde. "Söz ola kese savaşı, söz ola kestire başı."
Bilinciyle savaşı bitirmeyi tercih etti. "Yurtta sulh, cihanda sulh." dedi. Savaş kaçınılmaz ise, taarruzu değil ölmeyi emredecek kadar yürekliydi.
...