Bu eşini bulmaya çalışma- sınama, deneme- yanılma oyununda çok fazla acı var. Ve ansızın bunun bir oyun olduğunu unuttuğunu fark ediyorsun ve gözyaşları içinde her şeyden vazgeçiyorsun.
Evet, körkütük sana aşıktım; hala da öyleyim. Daha önce hiç kimse içimde böylesine şiddetli fiziksel bir coşku yaratmamıştı. Seni yüreğimden koparıp attım çünkü gelip geçici bir gönül eğlencesi olmaya katlanamazdım. Bedenimi ellerine teslim etmeden önce, fikirlerimi, zihnimi, hayallerimi teslim etmeliyim. Oysa senin bunlardan hiçbirini alacağın yok.
Benim için, şimdi sonsuzdur, sonsuzsa durmadan değişir, akar,erir. Hayatsa şu andır. Geçip gittiğinde artık ölmüştür. Ama her yeni anda sil baştan başlayamazsın. Ölmüş olana göre yargılamak zorundasın. Tıpkı bir bataklık gibi… daha en başından umutsuz. Bir öykü, bir resim biraz merak uyandırabilir ama yeterince değil, yeterince değil. Şu andan başka hiçbir şey gerçek değil ama ben yılların ağırlığı altında boğulduğumu hissediyorum. Tıpkı simdi benim yaptığım gibi, bir zamanlar, yüzyıl önce bir kız yaşıyordu. Şimdiyse ölü. Ben şimdiyim ama biliyorum, ben de göçüp gideceğim. Zirvedeki o an, ani bir parıltı gelir ve seni alıp götürür, sonrası süregelen bataklık. Ama ben ölmek istemiyorum.
“Ve delilik beni özgürleştirdi. Bundan böyle sevgili kocacığım, her yıl tatile çıkacağız ve sen tehlikeli dağlara tırmanmaya zorlamalısın beni, çünkü yaşama riskini göze almak istiyorum.”