“Can sıkıntısının büyüleyici kolları ne zaman beni sarsa, gözlerimi göğe çeviririm. O zaman bilirim ki bir gün, güpegündüz, güneşin veya bulutların gözü önünde, ‘efkar’dan öleceğim…”
“İnsan o kadar yalnızdır ki ona umutsuzluk bir yuva, dehşet bir sığınak gibi gelir.
Varlığın çalılıklarında boşuna bir patika arar, üzgün, yüzü kendi ruhunun çıkmazlarına dönük kalır. Zira içinde ışık karanlıktan ayrılmamıştır.”
“Hiçbir zaman hayatla düzayak komşu olunamadığında: kâh sınırları aşılarak fazla gelindiğinde, kah altında sürünülerek eksik kalındığında… yatağı olmayan nehirler gibi ya bir yere dökülür, ya da kururlar.
Daha çoğa veya daha aza kazık çakılınca, felakete yazgılanılır, varoluş çizgisinden koparılan her varlık gibi. Var olmak kalbin sonsuzluğu için bir engeldir.”
“Uykusuz geceler vardır, o denli uzun sürerler ki, sonrasında zaman artık imkansızdır…
Telaş içinde dünyanın ızdırap anlarını biriktiren, ne baştan ne sondan, hiçbir şey bilmez. Herhangi bir şey ebedi olur. Şeylerin ızdırabında muvaffakiyetsizlik ebediyet niteliğine erişir.” 
“Tanrım! Sadece sensin bana kalan! Sen, dünyanın kalıntısı, ben de kendimin kalıntısı. Terk edilişlerimin köpüğü olarak, ruhuma sende son vermek ve boş tedirginliklerle işi bitirmek isterdim. Sen varlığa soğuk bakan saatlerde hayali kurulan mezar ve dev yorgunlukların yüce beşiğisin.
Düşüncesiz başkaldırılarımın üstüne uyku verecek kokular serp, beni içine al, hazmet, şafaklara ve çağrılara atılımımı öldür, düşüncemin delice yükselişini boğ ve senin yakınlığından aydınlanmış doruklarımı düzle!”