Uğradığımız felaketlerin çoğunda bunların yarattığı etkiden çok, niyete bakarız. Damdan düşen bir kiremit daha ağır bir şekilde yaralayabilir ama kötü niyetli bir elin kasti olarak fırlattığı taş kadar derin etki bırakmaz. Taş bazen ıskalayabilir ama amaç her zaman hedefine ulaşır. Felek sillesini vurduğunda en az fiziksel acıyı hissederiz. Feleğin sillesini yiyen kişi, başına gelenlerin sorumluluğunu yükleyecek biri bulamadığın da, kaderini, kendisine eziyet etmekten hoşlanan biri gibi görür, onu aklı ve bir çift gözü olan bir insanmış gibi düşünüp, bir kişiliğe büründürerek tüm sorumluluğu ona yükler. Böylece kime kızdığını bilmeden, oyunu kaybettiği için bozulan bir kumarbaz gibi öfkeye kapılır, kendisine eziyet etme konusunda kararlı olan kaderinin ona karşı saldırıya geçtiğini düşünerek, öfkesini bununla besler ve kendi yarattığı düşmanına karşı hırslanıp ateş püskürür. Başına gelen tüm felaketlerde mutlak bir zorunluluktan başka bir şeyin etkisini göremeyen bilge kişi ise, böyle saçma bezeyanlara kapılmaz. Acıyla haykırır ama bunu kendini kaybetmeden ve öfkeye kapılmadan yapar; başına gelenlerin yalnızca fiziksel etkilerini hisseder ve aldığı darbelerle bedeni yaralansa da, bunların kalbine kadar ulaşmasına müsaade etmez.