Offf yine ve yine harikalar... youtu.be/vOpxfdiHS1Y?si=...
Müzik
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Bakkal Amca
Bedavadan biraz pahalı dedi Hamit amca. Pis bakkal mı diyeceğim adama? Hamit amca diyor tüm mahalle, biliyor hepsi ne mal olduğunu. Yeni getirdiği Çin malı ıvır zıvırları satmaya çalışıyor herkese. Kazıklanmaya en uygun model de benim ona göre. Küçüklükten beri hastayım böyle şeylere ya, kırk yaşında adam, her geçişte takılıyorum buraya. Fıstık alacaktım sadece, Avni abide kalmamış. Bak işte, artık herkes bundan kullanıyor dediği, stres çarkı gibi bir şey. İnternette on lira olan şeyi benim hatırım için 29,99'a bırakacak varyemez. Stresimin esas kaynağı sen ve senin gibiler, söylemedim tabii. Yok Hamit amca, gerek yok. Annem buraya gelirken koymuştu çantama stres bileziği, yetiyor bana o. Böyle adamların hırsları bitmez mi hiç? Etrafımdaki çoğu kişiden duyuyorum, emekli olunca küçük bir bakkal dükkanı açacağım diye. Onların amaçları farklı mı ki? Sadece kafa dağıtmak mı düşündükleri yoksa benim gibileri söğüşlemenin zevkini mi yaşamak istiyorlar? Beceremiyorum sahte gülümsemeleri, sinirlendi hemen. Yatıştırmak lazım açgözlü adamı bir parça. Şuradaki 7,99 sadece. Ben bunu alayım Hamit Amca, ne işe yarar ki bu, çalışmazsa değiştiriyorsun değil mi amca? Ne demek istiyorsun, öyle yamuk mal satmam ben, hacı adama dediğine bak allahsızın, ulan beş liralık şey için benim gibi adamı sahtekâr yaptın. Nasıl coştu herif, dilim kopsaydı da söylemeseydim. Yok Hamit Amca, yani Çin’den geliyor ya bunlar onun için. Ben anladım seni, boşuna konuşma, tamam paketi açmazsan değiştiririz. Sigara istiyor musun? Bıraktım ya amca sigarayı, 3 aydır içmiyorum. Seni mi takip edeceğim ben, içme hem zaten, bira da içme, çay iç adam gibi. Tamam Hamit amca, içmem dedim elimdeki poşeti saklamaya çalışarak Çıktım fıstıkla bakkaldan. Bi de o acayip alet. Baktım, ne olduğunu anlamadım, düğme gibi bir
TAMAM SAKİNİM Yabancı yazarlar ile yerli yazarlar arasında önemli bir fark görüyorum. Yabancılar bir macera romanı yazarken, sadece bir macera romanı yazma amacı güderken, bizimkiler yazdıkları romanın hem herkesin hayran kalacağı hem de dünya klasikleri arasında sayılmasını bekliyorlar. Yanılıyorsam düzeltin ama ben şimdiye kadar Nobel edebiyat ödülü almış hiçbir kurgu-gerilim türünde bir roman bilmiyorum. Mesela diyelim ki karakterimiz, herhangi bir nedenden ötürü kızdığı dükkân sahibinin dükkân camını kırmaya karar vermiş. Yabancı bir yazar şöyle yapıyor: " John, Manhattan Kuruyemiş'in önünde durdu ve vitrinin önündeki kedileri kovaladı. Ardından yerden avucuna uygun bir taş aldı ve tüm gücüyle cama fırlattı. Taş, yıllardır bu tip olaylardan sonra akıllanan dükkan sahibinin bir servet ödediği kırılmaz camdan sekerek köşedeki çöp kutusuna çarptı. John'un öfkesi bir kat daha artmıştı. Bu sefer kendine daha büyük bir taş seçti. Kısa ve zayıf kolunu kaldırabildiği kadar kaldırdı ve bir kere daha denedi. Ancak sonuç değişmemişti. Cam, taşı fark etmemişti bile. John, kolunu yerinden çıkarma pahasına, camı kırmayı tekrar tekrar denedi. Ta ki kuvvetli bir el kulağına yapışana kadar. Şimdi aynı sahneyi yerli bir yazardan (sankim sen Fransız düküsün demeyin hemen, ben yazar bile değilim) okuyalım. Aziz, ensesini pişiren öğlen güneşine aldırmadan Kardeşler Kuruyemiş'in önünde durdu. Birkaç dakikalığına vitrin önünde duran kedileri seyretti. Birkaç yıl önce bir kedi almak için annesine ne kadar da yalvarmıştı. Arkadaşlık edebileceği, yanız ve küskün hayatını paylaşabileceği, onulmaz yaralarını sıcacık diliyle iyileştirebileceği, kim bilir belki de yumuşacık sarılıp, birlikte en dokunulmaz uykulara sarılabileceği bir kedi. Kim bilir ne güzel olurdu. Silkelenip kendini bu