NigRa, bir alıntı ekledi.
2 saat önce · Kitabı okuyor

Size de benim gibi sevmeyi öğretmek isterdim. Sadece bu hisle bile kendinizi kendi türünüzün diğer bütün mensuplarından üstün görürdünüz. Fakat insanlardaki kibir başka hazların peşinde koşmadan edemiyor. Doğal kaygısı onun, şayet ufukta daha büyüğünü göremiyorsa herhangi bir mutluluğu algılamasına izin vermiyor.

Aşık Şeytan, Jacques Cazotte (Sayfa 71 - Kırmızı Kedi / Babil Kitaplığı 4 / Çeviren : Berna Günen)Aşık Şeytan, Jacques Cazotte (Sayfa 71 - Kırmızı Kedi / Babil Kitaplığı 4 / Çeviren : Berna Günen)
Zelişçe, Sofie'nin Dünyası'ı inceledi.
4 saat önce · Kitabı okumadı · Puan vermedi

Içeriğinde Sokrates, Platon Aristotales'den tutun Dünya Filozoflarına kadar uzanan zengin bir felsefe romanı.
Eser temel amaç olarak felsefe tarihini ve önemli felsefeciler ile onların görüşlerini anlatmak istemiş,  felsefe tarihini eğlendirerek öğretmek maksadı ile  bir roman kurgusu içinde felsefi konuları , görüşleri ekolleri anlatmış...

Kendisi de bir felsefe öğretmeni olan yazar, bu romanı yazarken  “ İnsanları eğlendirerek felsefeyi nasıl anlatabilirim?”  sorusu ile hareket etmiş  ve bu kurguyu oluşturmuş olmalı. Her ne kadar felsefeyi kalıplaşmış kısa cümlelerle tanıyor olsakta roman tadinda da gayet güzel ve keyifli bir öğreti oldu.

Ömer Faruk, bir alıntı ekledi.
5 saat önce · İnceledi

Merhamet!.. Lûgat kitabında bir kelime! Onu öğretmek... İnsanlara acımayı belletmek.

Reis Bey, Necip Fazıl Kısakürek (Sayfa 126)Reis Bey, Necip Fazıl Kısakürek (Sayfa 126)

Bu incelemem Derya (Bahir) DENİZ 'e ithaftır.



Yazmak zor be! Oh, bir öykü daha bitirdim. Sabah sabah( 6:00) ne yapsam ki? Yazılmaz da artık anasını satim. Bari bir öykü kitabı okuyayım. Yerli bir kitap olsun. Tabii ya, yerli olsun. Şu kuşa bak yahu, nasıl da şakıyor sabah sabah. Deniz bey ne dediydi? Solovey? Solovey’in Türkçesi ne acaba? A, bülbülmüş. Bülbül mü? Daha gün ağarmadan bülbül mü ötermiş aga? Nightingale İngilizcesi gerçi. Olur mu olur.
Du bakim, ne okusam. Bunu okudum. Bunu yarım bıraktım. Bu kim ya, hiç duymadım daha evvel. Zafer Berke, kitabının adı,Yeni Zaman. Zaman ha, zaman. Bunu okuyacağım.

107 sayfada tam 15 öykü. Haydi bismillah.

1) Parça. Güzel öykü. Beğendim. Kim ya bu yazar? Ankara’da doğmuş. Ben Kayseri’de doğdum. O 57’li ben 61’liyim. A, İstanbul’da yaşamış. Ben gibi. İTÜ mü? Hem de maden. Yok artık. Ben de İTÜ’lüyüm. Kimya ama. Aynı yerde, Maçka’daymışız. Aynı yollar, zamanlar farklı. Hüzünlendim bak!

2) Satın Almacı. Teknik öyküydü. Çok teknik terim var. Hepsini anladım ama. Anlamayan da internetten baksın. Zaten bir kurmacanın bir vazifesi de bu değil midir? Çaktırmadan öğretmek. Geçmişte kalan kavramları yeniden canlandırmak zihinlerde. Geçmişle şimdi arasında büyülü bir link kurmak değil mi ki? Bazı terimleri neden tırnak içine almış ki? Okurun gözüne sokmuş. Ne gerek vardı ki? Okura güvenmek lazım gelirdi. Belki de üslubu böyledir.

Asıl verdiği ne kadar da güzeldi. Bu sehpa, bu uzaktan kumanda, önüme gelene kadar, hey yavrum hey, kimlerin elinden geçmiş meğer. Emek gelince akla, derya olur her şey. İşte bu deryayı anlatmış Zafer Berke.

“Nasıl bir yer olursa olsun, yeter ki insan eli değmemiş olsun.” Var mı yahu böyle bir yer Metto? Yok tabii, güzel metafor. Çaresizlik böyle dilleniyor işte güzel bir kalemde.

3) Yorgun Buluşma. <<<<<Kapıya doğru yürümeye devam ederken onun sormayı başaramadığı soruyu cevapladım:

"Belli bir yaştan sonra yalnızlık hissedince insan korkuya kapılıp, eski dostluklara sığınmaya çalışıyor." Ben çıkarken Hüseyin içeri girdi.>>>>>

Artık uzakta kalan eski dostlukları tahlil etmiş.

4) Dere. Merak duygumu hep canlı tutmayı başardı Allah için. Ah be ihtiyar, helikopter arayacak seni he mi? İlahi moruk, güneşlenmelerine bile ara verdiremedi yokluğun. Sense…Töbe töbe.

5) Kalabalıklar. "Orta yaşın üzerinde kibar bir adam (bazıları kısaca yaşlı diyor olabilir) şu anda yemek yiyor." Ben de öyle hissediyorum bazen. Orhan Pamuk olsa, bazan, derdi burada. Cins herif.

Öykünün hikayesinde geçen aynı duyguları ben de yaşamasam! Benim içine düştüğüm grup Taksim'de, LGTB idi. Bayrakları ne acayipti be. Kırmızı, kavuniçi, sarı, yeşil, mavi, mor. Kırmızıyla sarıyı karıştırınca kavuniçi oluyor. İstanbul’da turuncu diyorlar. Kilisliler mişmişi diyordu. Mor için kırmızıyla yeşili mi karıştırmak gerekiyor ki? Garip! Sanki bana siyah lazım kırmızıya gibi geldi. Neyse. Mor, eflatun değil mi? Eh işte. Öyküdeki kahramanımız sol bir gösteriye denk gelmiş. Gerçekten de insan kendini işe yarar hissediyor. İlla da bir gösteriye rastlamak lazım. Sağ-sol fark etmez.

6) Balıkçının Dönüşü. Galiba en çok insani bulup en çok güldüğüm öykü bu. “Vasati 40 çöp var” gibi bir şey. Ortak olunmaya çalışılan duygular o kadar sahici ki, hem çok güldüm, hem finalinde hüzünlendim çok.

<<<<<Varsayımla da olsa sonunda suçlunun bulunması, en azından kendi söylediklerinin ciddiye alınıp değerlendirilmesi balıkçıyı sevindiriyor. Çaresizlik içinde bocalamaktan sıyrılıp, kaybolan itibarını yeniden kazanmak amacıyla duyduğu son cümleyi tekrarlıyor: "Doğru, hayvan işte ne yapceksin!" Çevredekilerin yüzlerinde bakışlarını tekrar dolaştırdıktan sonra, sepetleri motoruna yerleştirirken kendini tutamayıp gülümsüyor: "Boşuna çekivedim iki sepet balığı; ancak motorun tamir parası çıkacak." >>>>>

7) Yeni Zaman. Kitaba adını veren öykü. Bir şey yazmayacağım. En iyisi okumak. Okuyunuz.

8) Ayak İzleri. Kahramanın arzu ve kaygıları billahi çok sahici. Sizin şimdi anlayamayacağınız kadar hem de. Çamurlu ayaklar vardı metropolde bir zamanlar. Lastik tabandan temizlenmez, temiz halıda iz bırakırdı. Ve sekreterler güzel bulunurdu hep. Tüm öykü boyunca çamurlu ayakkabıların sebep olduğu şeylerle boğuşma var.

<<<<<"Siz de benim gibi kapının önündeki çamura saplanmışsınız galiba" diyor, gülümsüyor. Utanç içinde, gözlerimi kısa bir süre için Ziya Bey'in hakiki kauçuk tabanlı ayakkabılarına değdiriyorum: Kenarlarında çamur var. Ziya Bey'le aramızda aynı çamura basmaktan kaynaklanan bir dostluk başladığını hissediyorum ...>>>>>

9) Leydi Angela. Bir ganyan kupon sahibinin, koşuyu dinleyip kuponun yattığı(kaybettiği) sürede Galata’da o kısa sürede geçen insancıkların hayatlarından kesitler var. Tanıdık mekanlar, en çok da oralardan uzak olma hali hüzünlendiriyor. Sibel Can feat Halil Sezai – Galata, parçasını dinlemek istiyorum. Aklıma Kemal abi geliyor. Bir öykümde kullanmıştım Halil Sezai’nin bir parçasını. Metinciğim sağ olasın, benim oğlana da gönderme yapmışsın, demişti. Kemal Paracıkoğlu, Halil Sezai’nin babası. Bir öyküsünden dolayı onu intihalle suçlamış, kalbini kırmıştım. Bir mesaj atmıştı bana. Sen en büyüksün. Senin okumadığın kitap yoktur. Sen postmodern kurmaca bilmez misin ey be Metin, demişti. Nasıl da tırmalamıştı yüreğimi o mesaj. Sustum, cevap vermedim bir süre. Sonraki mesajlarıma da o cevap vermedi. Sonra eşine yazdım. Abla, dedim, bu saçma şey için kaybetmek istemem Kemal abiyi. Söyle ona, yazsın bana. Hem yanınıza geldiğimde çimdiklesin beni. Yok be Metin, gücenmedi sana. Böyle basit şey için kızmazdı sana o. Ama Metin be, biz Kemal’i kaybettik. Kemal öldü.

O dakikada terk ettim siteyi. Girmedim, öykü paylaşmadım bir daha. Sen nasıl adamsın yahu, adam gibi becerdiğin bir iş var mı, olacak mı bu dünyada? Üzücüydü çok.

10) Kaplumbağa. Kafka’nın Değişim’inin yeniden yazılımıydı. İlham verici bir postmodern öyküydü.

11) Topal. Benzeri düşünceler aklımdan geçtiği hatta bir iki kez yaptığım bir şeydi. Okumanız gerekir.

12) Pırlanta Yüzüklü Kadın. En zayıf bulduğum öyküydü. Elbette bu sübjektif bir yargıdır.

13) Mesut. Harala gürele geçen hayatımızda hep bizim kaygılarımız baş roldedir. Ne kadar az dinleriz birbirimizi. Ama Allah’tan düşünürüz sonradan. Bir öyküye dönüşür kafamızda Mesutlar.

14) Sihirli Sabah. Orwell-Huxley arası bir distopya denemesiydi. Finali oldukça başarılı buldum. <<<<<"Ne olmuş?" Adam kafasını çevirmeksizin cevapladı: "Birisi taş atıp mağazanın camını kırmış." İçimde korkunç bir şüphe oluştu. Tükürüğümü yutup, tekrar sordum: "Bir şey almış mı?" Adam umursamazca başını iki yana sallayıp: "Neredeyse hiç eksik yokmuş, bir tek pilli radyo çalınmış galiba" dedi.>>>>>

15) Hamdi Bey Uykuya Daldığında. İstanbul’da bir mekanda bir şey cereyan ederken, aynı anda dünyanın değişik yerlerinde nelerin cereyan ettiğini gayet güzel işlemiş. Toplumsal gerçekçi buldum bu öyküyü. Sevdim.

Bitirdim kitabı, aklımda binbir düşünce siteye girdim, aradım yazarı. Yok! Nasıl yani? Yahu adam ta 2004’de bastırmış kitabı. Nice eften püften (bu deyim çok ayıp kaçtı) kitabın isminin ilk kelimesinde yüzlerce sayfa geliyor da, bu güzel eserin suçu ne?

Ne yani, illa Can yayınları, Bilişim, YKY mi olmalıydı? Olmadıysa, yok mu demektir bu güzel eser? Vicdanınızaydı bu sorum. Baş başa bırakıyorum sizi vicdanınızla.

CEM AKDAG, bir alıntı ekledi.
Dün 14:12 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 7/10 puan

Uçmak istiyorsunuz ama uçmaya uçmakla başlayamazsınız. Size önce yürümesini öğretmek zorundayım ve yürümeyi öğrenmenin ilk adımı, kendi kuralları olmayan insanların başkaları tarafından yönetilmek zorunda kalacağını anlamaktır

Nietzsche Ağladığında, Irvin D. YalomNietzsche Ağladığında, Irvin D. Yalom
Leyla Adige, bir alıntı ekledi.
Dün 10:22 · Kitabı okuyor

“Sana yeni bir hayatı, kötü olan her şeye karşı kendini savunmayı öğretmek ve senş hep kovalayan şu hüzün perdesini yavaş yavaş silip süpürmek istiyorum. Tek başına da olsan, artık eskisi kadar acı çekmediğini göreceksin.”

Güneşi Uyandıralım, José Mauro De Vasconcelos (Sayfa 18 - Can)Güneşi Uyandıralım, José Mauro De Vasconcelos (Sayfa 18 - Can)
Güler K., bir alıntı ekledi.
25 May 23:41 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Yeni arkadaşlıklar edinmek, bilge olabilmek için deli olmak gerektiğini onlara da öğretmek istiyorum.

Veronika Ölmek İstiyor, Paulo CoelhoVeronika Ölmek İstiyor, Paulo Coelho

MİLLİ-MANEVİ DEĞERLER ÇİZGİ FİLMLERDE (PAYLAŞABİLİRSİNİZ)
Manevî değerlerimizi çizgi filmler aracılığıyla evlatlarımıza öğretmek için hazırlanan "Afacanlar Sınıfı" çizgi film serisinde ilk 20 bölüm tamamlandı.

Tüm bölümlere aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz:

https://www.youtube.com/...OZcVH-CpIMJ-0OqNFrb5

İlk 20 bölüm konuları:
1. Bölüm *"Sünnetleri Öğreniyoruz"*
2. Bölüm *"Kim Başkan Olacak"*
3. Bölüm *"Çiçekler ve Arılar"*
4. Bölüm *"Selam Vermek"*
5. Bölüm *"Rahmet Yağıyor"*
6. Bölüm *"Yardımlaşmak Güzeldir"*
7. Bölüm *"Rüya'nın Hayâli"*
8. Bölüm *"Boş Duranın Canı Sıkılır"*
9. Bölüm *"Şefkat'in Duası"*
10. Bölüm *"Hayvanları Sevelim"*
11. Bölüm *"İsraf Haramdır"*
12. Bölüm *"Her Yer Tertemiz"*
13. Bölüm *"Kar Yağıyor"*
14. Bölüm *"Kalemlik"*
15. Bölüm *"Dünyada ki İlk Ev"*
16. Bölüm *"Merhamet"*
17. Bölüm *"İyilik"*
18. Bölüm *"Bakış Açısı"*
19. Bölüm *"Araştır"*
20. Bölüm *"Yeşil Yapraklar"*

Yeni bölümler yolda. Destek için bu mesajı paylaşabilirsiniz. İyi Seyirler

*_Sözola Animasyon_*

Songül Arslan, Bir Bilim Adamının Romanı'ı inceledi.
24 May 16:06 · Kitabı okudu · 9 günde · Puan vermedi

Bir Bilim Adamının Romanı (Mustafa İnan) -Oğuz Atay

Öncelikle bu kitabı okumama vesile olan Ömer Gezen 'in #29309205 etkinliği için kendisine teşekkür ediyorum. Eminim pek çok kimsenin tanımadığı ve benimde bu kitap sayesinde tanımış olduğum Bilim insanı Mustafa İnan.
Oğuz Atay okumadım hiç bugüne kadar. Tutunamayan 'larını merak etmiştim ama kısmet olmadı okumak. Demek ki ilk okuyacağım kitabı bu olacakmış.

1911 de Adana 'da doğan Mustafa İnan 4 yaşında damdan düşmüş ve Babası Hüseyin Avni Bey bu çocuk adam olmaz demiş. Babası bilse ki ilerde bir bilim insanı olacak ülkesine çevresine kendini bilime adayan biri olacak. Belki görmedi babası ama büyük adam oldu Mustafa.
Derler ki meşhur fizikçi Einstein bir toplantıda Şarlo'ya 'Siz büyük bir adamsınız 'demiş, herkes sizi anlıyor, herkes Size hayran,.Şarlo, 'Siz daha büyüksünüz 'diye itiraz etmiş :'Size herkes, hiç anlamadığı halde hayran. "

Düşünürdü Mustafa İnan sözcükleri basma kalıp halleriyle değil onları her yönden içine girerek tam manası ile anlayarak o şekilde oturtarak olması gerektiğini ön görürdü. İnsnalara anlatım uslubu onalra bişey öğretiyormuş gibi değilde sohbet havasında, espirili gülmeli olurdu. Insanlar sonradan anlarlardı Mustafa 'yı o konuşmasından öğrendiklerini. Seminerlerinde bile mizahı eksik etmezdi insnlar onu dinlerken zevk alırlardı. Bilime kendini adamış biriydi o İnsanları değştirmek için değilde onalrın bildiği yanlışların giderilmesi ve öğrendikleri bildikleri şeyleri nedeni nasılı her yönüyle gerçek manada bilmelerini isterdi. Kendiside öyle değil miydi çok araştıran çok okuyan.
Üniversitesi yıllarında derste hocalar yazı yazmadığı için dinlemediğini düşünür serzenişt te bulunurlardı. Fakat bir kere dinledi mi aklından çıkmazdı bişey. Hocalarının anlattıklarından sınıfta anlamayan arkadaşlarına kendisi anlatırdı dersi. Hatta bir ders anlatımından sonra aynı yıl boyunca kendisi anlatmıştı. Üniversitede bir hoca onun yüzünden istifasını vermişti de bu çocuk çok şey biliyor o dersteyken ben bişey anlatamıyorum gibi sözler kullanmış.

Bu denli güzel anlatılmış bir kitap tan sonra Mustafa İnan'ı anlatmak doğru mudur? Belki kitapta yazılanları ben hiçbir şekilde aksettiremem,anlatımım yetmez. Ama kitabı okumanız için küçük bir vesile olabilirim.

Bilime kendini adamış Mustafa İnan ölümünden sonra bile 4 yıl Hizmet Ödülü alıyor. Şu an ülkemizin belki bir fırında, fabrikasında, market te, sokakta ülkenin ücra köşelerinde bi yerlerde Mustafa İnan lar olabilir.

Okumalıyız, Araştırmalı öğrenmeliyiz.

33 yaşında profesör olan biri. Hocası Kerim Erim gibi, bilim alanında yeni yetişenleri elinden geldigi kadar da dış ülkelere tanıtmaya çalıştı. Herkes de onu tanıyordu. Gerçekten meşhur mukavemetçiydi ülkesinde.
Herkesin eşit olduğu düşüncesinin hemen istismar edilmesinden korkuyordu. Mehmet Akif gibi, Bilenle bilmeyenin elbette bir olmayacağını düşünüyordu.
Kendisine Bayındırlık Bakanlığı teklif edilince bi düşünce sarar kendinisini. Yeni yönetimi gücendirmek istemiyordu konuyu arkadaşaları ile görüştü herkes olması yönünde ısrar ediyordu. Cemal Gürsel çok istiyordu çünkü o zmn işler iyice bozulmuştu bunu Mustafa nın düzelticeğine yürekten inanılıyordu. Ama o idareci olmak istemiyordu sadece meşhur mukavemetçi olmak istiyordu.

Yapmak istediği herşeyi yapmıştı. Ülkesine yararlı olan bir bilim insanı.Gayesi öğrenmek ve öğretmek. Bu ülkenin nice Mustafa İnan lara ihtiyacı var. Bu kitap bütün genç nesillere okutulmalı diye düşünüyorum. Okuyun okutun...