“Tulpar’ın Çığlığı”, klasik bir distopyanın sınırlarını zorlayan, hem teknolojik hem de insani unsurları bir araya getiren iddialı bir roman.
Kitap, 4520 yılının post-apokaliptik atmosferinde geçiyor ve insanlığın kendi yarattığı felaketin ardından hem içsel hem de toplumsal bir kurtuluş arayışına odaklanıyor. Alaz Korkut, liderliği, zekâsı ve geçmişten gelen yaralarıyla insanlığın umudu olurken, Yelda ve Umay gibi karakterler ona eşlik ediyor ve hikâyeye hem stratejik hem de duygusal katmanlar ekliyor.
Ben yazdım diye demiyorum.
“Tulpar’ın Çığlığı”, Türk bilimkurgusunda ses getirecek bir eser olma potansiyeline sahip. Sadece aksiyon veya fantezi arayan değil, aynı zamanda insanlık, gelecek ve vicdan üzerine düşünmek isteyen okurlara hitap ediyor. İçinde hem görkemli savaşlar hem sessiz iç hesaplaşmalar var. Özellikle teknoloji ve insanlık arasındaki sınırları sorgulayan kısımlar, eserin felsefi ağırlığını taşıyor.
Son olarak: Kitap, bize şunu hatırlatıyor. “Umut, en karanlık anlarda bile filizlenebilir.”
Bence bu cümle, hem karakterlerin hem de okurun kalbinde yankı bulacak.
bu yüzden kesinlikle alıp okumanız gereken bir kitap.