Mantığın olmadığı yerde mantık, ulvi bir amacın olmadığı yerde ulvi bir amaç zannederek yanılmışım fakat sorun değil. Nice genç kadın bu tür akılsızlıklar yapıp, sefalet ve belirsizlik içinde pişmanlık çekmiştir.
Dört bir yana ölüm karanlığı çökmüştü; ölüm karanlığı, yolların tozuna toprağına kendi derin sessizliğini katmıştı. Mezar yerinde göz gözü görmüyordu, cılız otlarla kaplı tümsekler birbirinden ayırt edilemez haldeydi; haçın üzerindeki figür yere düşmüş bile olabilirdi çünkü hiçbir şey görünmüyordu. Köyde vergi toplayanlar da vergi verenler de derin uykudaydılar. Muhtemelen, rüyalarında, açlık çekenlerin çoğunlukla gördüğü gibi ziyafet sofraları görüyorlardı; ya da tarlada çalıştırılan köleler ve koşum bağlanan öküzler gibi, rüyalarında rahatlık ve huzur içinde olduklarını görüyorlardı; böylece köyün kemikleri sayılan sakinleri derin uykularındayken tok ve özgürlerdi.
Günü geldiğinde, başlarının üzerindeki o çok övündüğü çatı bambaşka bir işleve kavuşacaktı; çatıdaki kurşundan elde edilen yüzlerce, binlerce mermi, gözleri alev alev yanan insanların namlularından üzerlerine yağacaktı.