..yalnızca refahın, mutluluğun yararlı olduğuna böylesine kesin, kendinize büyük bir güvenle inanabiliyorsunuz? Çıkarlar konusunda mantığınız yanılıyor olamaz mı? Öyle ya, belki yalnızca mutluluğu sevmiyordur insan? Belki aynı ölçüde acıyı da seviyordur? Belki acı da mutluluk kadar çıkarınadır? Ayrıca, insan kimi zaman acıyı çok, tutkuya varan bir sevgiyle arzular. Gerçektir bu.
Peki, insan aradığını bulduktan sonra nereye gidecek? En azından, bu çeşit hedefleri her vardığında tuhaf bir duyguya kapıldığı olur. Amacına doğru yürümeyi sever, ama ona varmayı hiç istemez. Kuşkusuz, son derece komik bir durumdur bu. Kısacası, yapı olarak komiktir insan, bütün terslikte burada zaten.
.. insanoğlu hercai gönüllü, yakışıksız bir yaratıktır ve tek istediği de hedefin kendisi değil, ona varmak çabasıdır. Ayrıca, kim bilebilir, insanoğlunun yeryüzünde yöneldiği tek hedef belki bir deyişle de, amaca varmak değil, yalnızca yaşamın kendisidir.
Düşünen bir varlıktır in-san, amacına bilinçli olarak yönelir, yaratıcıdır; yani nereye doğru olursa olsun, kendi yolunu her zaman, sürekli olarak kendi belirler. İşte bunun içindir ki, bazen, belki de, ne kadar aptal olursa olsun, genelde irade sahibi olarak gitmesi gereken yoldan sapmak eser aklına; ama bu yol onu nereye götürüyor olursa olsun, aslolanın, yolun nereye gittiği değil, yalnızca gitmesi ve uslu çocuk olarak yaratıcılık mesleğini küçümseyerek, kendini, her türlü kötülüğün anası olduğu bilinen tembelliğe bırakmamasıdır. İnsanoğlu yaratmayı ve yol açmayı sever, kuşku edilemez bundan. Peki neden aynı zamanda yıkmayı, kargaşayı da sever?