arifsahin, Gurur ve Önyargı'ı inceledi.
13 saat önce · Kitabı okudu · 10 günde · Beğendi · 10/10 puan

"Bırakın başka yazarlar suçun ve acının üstünde dursunlar ben elimden geldiği kadar çabuk bırakacağım bu nefret uyandırıcı konuları"

Jane Austen başka bir yerde böyle yazmış kendisi için. Kendisinin okuduğum ilk romanı oldu ve kesinlikle oldukça etkileyici olduğunu söylerim. Mükemmel mi, o konuda tartışma başlatmak istemiyorum ama kesin olan oldukça etkileyici olduğu.

Bu romanı okurken, "Jane Austen aşk ilişkilerinden bahseder" öğretisini kesinlikle terkedebiliriz. Elbette ki kadın-erkek ilişkileri önemli bir ilham kaynağıdır ama klişe bir romantizmden uzak olduğunu söyleyebiliriz. 1813'te yazılan roman dönemin özelliklerini tamamen yansıtıyor ve okuyucuyu adeta oradaymış gibi büyülüyor. Bu açıdan bakınca, yer yer yaşadığımız dünyaya uzak geldiğini söylemek yerinde olacaktır. Konunun işlenişi olarak öyle olsa da, temelde kadın-erkek ilişkileri olunca ve daha da önemlisi, bunu kadın bir yazarın gözünden okuma şansı olunca yüzyıllar boyunca önemi azalmayan bir roman ortaya çıkıyor.

Kitapta onlarca karakter var, karakterlerin çok olmasından ziyade hangi ortamda, kimin nerede ortaya çıktığı belli değil. Austen, bunu da kasten yaptığını düşünüyorum. Dönemde kadınlar üzerindeki baskıyı daha iyi hissettirmek ve üzerine vazife olmayan kişilerin de kadın yaşamı ve evlilik üzerine söz söyledikleri ve işleri fazlasıyla bulanıklaştırdıkları söylenebilir.

Batı Avrupa felsefesi ve edebiyatının, özellikle 19.yüzyılda erkek yazarlar tarafından oluşturulduğu net bir gerçek. Hemcinslerimi bilmem ama şahsen, dönem ustalarının kadınlar konusundaki görüşlerini soğuk ve yer yer de sığ bulurum. Bu açıdan, konuya kadın bakış açısı ile yaklaşmak muazzam. Birincil olarak, her erkeğin okuması gereken bir kitap olduğunu düşünüyorum...

İşte, İstanbul’da gezilmesi gereken 14 edebiyat müzesi!
1.Ahmet Hamdi Tanpınar Edebiyat Müze Kütüphanesi:
Gülhane Parkı’nın Sultanahmet yönündeki girişinde, surları geçince hemen solda yer alan müzede yalnızca Tanpınar’a değil Yahya Kemal, Necip Fazıl, Nedim, Orhan Pamuk ve Nazım Hikmet gibi edebiyatçılara dair bölümler, salonlar ve buralarda özel eşyalar da yer alıyor.
2.Aşiyan Müzesi:
Tevfik Fikret’in kendi hazırladığı planlarla yaptırdığı ev Boğaziçi’nin en güzel yerinde bulunuyor. Edebiyat-ı Cedide akımından adını alan salonda yazarın kendi yağlı boya tablolarını, çalışma odasında eserlerini kaleme alırken kullandığı yazı takımını görebilirsiniz
3. Sait Faik Abasıyanık Müzesi:
Sait Faik, birçok hikâyesini Burgazada’daki köşkünde yazdı. Yazarın ölümünden 5 yıl sonra müzeleştirilen bu köşk, uzun süren bir tadilattan sonra 2013’te yeniden ziyarete açıldı. Yazarın yaşamından izler görebileceğiniz müzede aynı zamanda Okuma Odası, Eğitim Gösterim Salonu ve Mektup Odası gibi farklı amaçlara hizmet eden odalar var.
4. Hüseyin Rahmi Gürpınar Müzesi:
Hüseyin Rahmi’nin 1944’e kadar yaşadığı bu ev 2000 yılında müze haline getirildi. İçinde yazarın kitaplarının yanı sıra kendi yaptığı el işi eşyaları da görebilirsiniz. Yolunuz Heybeliada’ya düşerse, girişleri ücretsiz olan bu müzeye de bir uğrayın.
5. Yahya Kemal Enstitüsü ve Müzesi:
Yahya Kemal’in sevgilisinden aldığı karanfili ve bir tutam saçı görmek, Sessiz Gemi şiirine ilham veren odalarda gezmek ister misiniz? Beyazıt’taki bu müzede yazarın bütün kişisel eşyalarını bulabilirsiniz.
6. Orhan Kemal Müzesi:
Cihangir’de yer alan ve yazarın oğlu Işık Öğütçü tarafından 2000 yılında açılan Orhan Kemal Müzesi yalnızca yazarın eşyalarını, ilk kitap baskılarını, çalışmalarını değil aynı zamanda Ara Güler tarafından çekilmiş 70 kadar fotoğrafı, üç katlı binası içerisinde bir kitaplık ve İkbal Kahvesi adlı kafeyi de barındıran, hareketli bir edebiyat mekanı.
7. Tanzimat Müzesi:
Yalnızca edebiyat değil siyasi ve kültürel parçaların da yer aldığı bir müze. Devrin devlet adamlarına ait imzalı fotoğrafların, çeşitli görsel sanat eserleri, dokümanlar, Mustafa Reşid Paşa, Sadık Muhtar Bey ve Ziya Paşa’ya ait eşyalar ile birlikte Osmanlı’nın batılılaşma macerasının en önemli belgelerinden Tanzimat Fermanı da yine bu müzede yer alıyor.
8.Türkiye Yazarlar Sendikası Edebiyat Müzesi ve Yazın Belgeliği:
TYS Edebiyat Müzesi ve Belgeliği, belgelik ve kitaplık olarak iki bölümden oluşuyor. Belgelik bölümünde, sanatçıların belge değeri taşıyan yapıtları, mektup ve çalışmaları, bilgisayara yüklenmiş fotoğrafları ve yapıtları; kitaplık ölümünde araştırma kitapları, ansiklopedi, sözlük, antoloji ve derlemeler, yazarlar üzerine tezler, eleştiri ve deneme kitapları var. Ayrıca özel imzalı bazı kitaplar ve dergiler de bulunuyor.
9.Karikatür ve Mizah Müzesi:
Karikatür ve Mizah Müzesi, Karikatürcüler Derneği girişimiyle 1975’te Tepebaşı’nda açıldıysa da 1980 darbesinden nasibini alıp kapatıldıktan sonra 1989’da Saraçhanebaşı’nda yeniden ziyarete açıldı. Fakat yolculuğu burada da bitmedi ve Gazanferağa Külliyesi’nin 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı’na devredilmesi sebebiyle yeniden Tepebaşı’na taşındı.
Mizah ve karikatür arşivinin yanı sıra uluslararası sergilere de ev sahipliği yapan müzede, isterseniz uzmanların gözetiminde özgün baskı atölyesinde çalışabiliyorsunuz da.
10.Divan Edebiyatı Müzesi (Galata Mevlevihanesi):
Beyoğlu Tünel’den Karaköy’e doğru inerken görebileceğiniz Galata Mevlevihanesi içerisinde yer alan müze, 1491 yılında inşa edilip, 1975 yılında müze haline getirilmiş. Esasen bir külliye şeklinde tasarlanan binada semahane, derviş hücreleri, kütüphane, türbeler, hazine, sebil, şeyh dairesi ve hünkar mahfeli gibi kısımlar bulunuyor.
11. Masumiyet Müzesi:
Orhan Pamuk’un aynı adlı romanından yola çıkılarak yine yazarın öncülüğünde hazırlanan Masumiyet Müzesi, roman kahramanlarının giydiği, kullandığı, romanda anlatılan objeleri içeriyor. 2012’de açılışı yapılan müze, romandan yola çıkmışsa da öte yandan 20. yüzyılın ikinci yarısındaki İstanbul hayatını anlatıyor.
12. Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Basın Müzesi:
Doğrudan “Yazar Müzeleri” kategorisi içerisinde değerlendirilmese de içeriği itibariyle bu listenin temasını yakalayan Basın Müzesi; özellikle basın tarihinden örnekler, dizgi ve baskı makineleri, Türk basın hayatının önemli isimlerine ait anı eşyaları yer alıyor. Abdi İpekçi’den Agah Efendi’ye, Şemsettin Sami’den İbrahim Şinasi’ye, Çetin Emeç’ten Sabiha-Zekeriya Sertel’e kadar birçok ismin yağlı boya portreleri de yine müze kapsamında sergileniyor.
13. Kemal Tahir Müze Evi:
Tahir’in eşi Semiha Tahir tarafından kurulan vakıf sayesinde müze haline getirilen Şaşkınbakkal’daki ev, yazarın son 10 yılını yansıtıyor. Tahir’in son çalışmalarını yaptığı ve hayata gözlerini yumduğu bu ev, apartmanın hemen giriş katında oldukça mütevazı ve sessiz bir yer. Bu müze-evde ünlü yazara ait yaklaşık dokuz bin kitap, el yazmaları, kullandığı daktilosu, çalışma masası, çeşitli zamanlarda çekilmiş fotoğrafları, ödülleri yer alıyor. Yazarın hayatının son yıllarını geçirdiği bu evde, Kemal Tahir’in yatağını, o meşhur kalın çerçeveli gözlüğünü, piposunu, saatini ve diğer kişisel eşyalarını görmek de mümkün. Müzede sadece Kemal Tahir’in değil, uzun süre cezaevinde kalan yazarın bu süre boyunca devamlı mektuplaştığı ünlü şair Nazım Hikmet’e ait izler de yer alıyor. Nazım Hikmet’in “Oliver” marka daktilosu Kemal Tahir’in odasının ortasında, çekmecelerde ise karşılıklı yazdıkları mektupları duruyor.
14. İstanbul Modern Sanat Müzesi:
Modern sanat alanında uluslararası bir kimliği olan İstanbul Modern, bugün müzesinin, kütüphanesinin, sinemasının ve veri tabanının yanında önemli etkinliklere de ev sahibi oluyor. 2004 yılında İstanbul Boğazı kıyısında 8000 metrekarelik bir alana kurulan İstanbul Modern Sanat Müzesi, 1987’den bu yana İstanbul Kültür ve Sanat Vakfı tarafından geliştirilerek oluşturulan köklü bir projenin ürünü.

(HADİ ŞİMDİ BİR PLAN YAPIN VE BU MÜZELERİ GEZİP EDEBİYATA DOYUN ;) )

"Kitap Okumak" Üzerine..
OKUMAKTAN SIKILMAMAK İÇİN

Kitap okumaktan sıkılıyorum, bir kitabı sonuna kadar bitiremiyorum diyorsanız şunları yapabilirsiniz:
1. Aynı anda bir kaç kitabı okuyabilirsiniz
2. Yani bir kitabı bitirmeyi beklemeden başka kitaplara da başlayabilirsiniz.
3. Konuları ağır olan kitabın yanında rahat okunabilen, sizi rahatlatan kitapları okuyarak okuma temponuzun düşmesini engelleyin.
4. Okuduğunuz kitabın savunduğu görüşün farklı noktalarını savunan veya ona karşı olan kitapları da karşılaştırmalı okuyabilirsiniz. Karşılaştırmalı kitap okumak da ayrı bir zevk verir. Fikirlerin çatışmasını seyretmiş olursunuz.
5. Kitap okurken dalmamanız ve dikkatinizin dağılmaması için altını çizebilirsiniz.
6. Önemli noktaları ve ana fikrini oluşturduğunuz bir ajandaya yazın.
7. Kitapta geçen güzel cümleleri, anektotları, sözleri yazabilirsiniz.
8. Kitabı ve içindeki bölümleri bitirdikten sonra zihninizden bir geçirin. Sonuçta kitabın tümünü ezberlemeniz beklenmemektedir. Ama olayın ana temasını, yazarın savunduğu düşünceleri ve delilleri zihninizden geçirin. Bunun için altını çizdiğiniz yerleri ve yazdığınız notları gözden geçirin.
9- Kitabın sizde uyandırdığı çağrışımları tazeyken kaydedin.
10- Kitap okurken sessiz ortam aramayın. Siz kitaba konsantre olun, dünya sessizleşir.
11. Kitaba konsantre olmak için kitabı okumadaki hedefinizi / amacınızı iyi oluşturun.
12. Kitabın size kazandırabileceğini ve katkıları düşününüz.
NOT ALIN
Kitap okumayla ilgili bazı arkadaşlar benden tavsiye istiyorlar.
Kitap okumanın ve okuduğunu anlamanın bir çok yolu var.
Bunlardan birisi: Okuduğunuz kitaptaki cümlelerin sizde oluşturduğu çağrışımı ve aklınıza getirdiği yeni bilgileri not edin. Bilmediğiniz veya anlam derinliğine nüfuz edemediğiniz kelimeleri araştırınız. Bu konuyu daha iyi anlamanızı, kelimeleri yorumlamanızı sağlar.
Kitapta katılmadığınız noktaları neden katılmadığınızı da not alın.
Anlamadığınız noktaları not alın ve bilenlere sorun ya da araştırın.
Her kitabın katılmadığınız yönü olabilir.
Okuduğunuz kitabın bütün tezlerine katılmak zorunda değilsiniz.
Kitabı okumadan önce yazarını araştırınız, görüş ve düşüncelerini, yaşadığı dönemi biliniz.
Okuduğunuz kitapla ilgili başkalarının eleştirilerini veya yorumlarına bakınız. Bunlar size yol gösterdiği gibi, kitapta özellikle dikkat edeceğiniz noktaları da göstermesi açısından önemlidir.

(İbrahim Halil Er)

Ferya Fertelli, Gülün Adı'ı inceledi.
21 May 22:34 · Beğendi · 10/10 puan

Umberto EcoGülün Adı

Umberto Eco,1932 yılında Milano’da doğmuş.Bologna Üniversitesi’nde öğretim üyesi,semiyolog,tarihçi,filozof,Ortaçağ uzmanı ve James Joyce üstüne derin araştırmalar yapmış çok yönlü bir bilim adamı.Gülün Adı yazarın ilk romanı.


Papa ve imparatorun atama yetkisi için savaştıkları bir dönemde yani 1327 tarihinde Yukarı İtalya’da bir manastırda yaşanan cinayetleri anlatıyor kitap.Adso adlı çömezin 18 yaşında tanık olduğu 80 yaşında yazdığı üstadı William’la çözdükleri cinayetleri anlatıyor.Yedi günde,yedi cinayetin günün belirlenen zaman diliminde meydana gelen olayları büyük bir ustalıkla sunuyor.Okuyucuyu Ortaçağın karanlık zihniyetine bir manastırın labirentlerinde” dolambaçlı labirent vardır;bunu geliştirirseniz elinizde bir tür ağaç bulursunuz,bir çok çıkmaz sokaklar,kökleri olan bir yapı.Çıkış tektir,ama yapılabilirsiniz.Kaybolmamak için bir Ariadne ipine gereksiniminiz vardır.Bu labirent sınama ve yanılma süreci.
Deleuze ve Guattari’nin Köksap dedikleri labirent vardır.Köksap öyle bir biçimde yapılmıştır ki her yol tüm öteki yollara bağlanabilir.Merkezi,çevresi,çıkışı yoktur.Çünkü potansiyel olarak sonsuzdur.Varsayım alanı,bir Köksap alanıdır.Benim kitaplığımın labirenti dolambaçlı Üstat William’ın Köksap’a göre kurulmuştur “ der Eco.Çünkü cinayet manastırda girilmesi yasak olan kütüphanede gizlidir.

Kitap çok katmanlı,bir polisiye roman okurken, Hristiyan dünyasının içinde buluyor okuyucu kendini.Tarikatların oluşması,birbiri arasındaki çekişmeler var.Bilimin ve dinin arasındaki çekişme.
Kitapta üstat William ve çömez Adso arasında geçen diyaloglar kitabın iskeletini oluşturuyor.Çömez soruyor William muhteşem bir zeka ve öngörüyle bilimsel,felsefik açıklamalarda bulunuyor.

Kitapta en çok dikkatimi çeken ve zaten tarikatların birbiri arasında çekiştikleri konulardan bir tanesi gülmek,ironi üzerine tartışmaydı.İsa’nın gülmemesi.Tüm manastırda arkasına düşülen sihirli bir kitap var.Kör rahip Josenin sakladığı Aristotelis’in Poetika’sının ikinci cildi.Bu kitap gülme üzerine bir ironi.
Gülmeyi bedenin güçsüzlüğü yozlaşması ve yavanlık olarak düşünüyorlar.Ve tüm tezlerinin karşılığında İsa gülmezdi sonucunu çıkarmaya çalışıyorlar.
Dikkatimi çeken bir diğer konusu ise İsa’nın yoksulluğu üzerineydi.Eğer İsa yoksulsa,kilisesinde yoksul olması gerekliliği.

Gülün Adı’nı okurken araştırma yapma ihtiyacı hissediyorsunuz çünkü ortaçağda yaşamış birçok filozof,din adamı ve bilim adamının adları geçiyor bunları araştırmadan okuma yapmak Eco’nun yarattığı dünyayı anlamada bir adım.Ayrıca bir çok Latince cümleler var ve sayfanın alt tarafında açıklamalarıyla birlikte verilmiş bu da okumada zaten 733 sayfacık olan kısmende olsa zorlaştırıyor.Ve en son da Umberto Eco’nun yazım aşamasına dair bir açıklaması var ki başlı başına bir kitap olabilirmiş.Ordaki yazılan kuramsal bilgiler cinayeti çözmekten de zordu.Bu arada kitabın oluşmasında etkilendiği yazarları da açıklamış.Çömez Adso yani kitabı anlatıp yazan “Doktor Faustus Thomss Man,Günün saatlere göre katı yapısından ötürü örnek Ulyess’ti,bir çok konuşmaların geçmesi gereken kayalık ve sanatoryumu andıran yerinden ötürü Büyülü Dağ” der yazar.

Kitabı okumamda ki en büyük etken çağdaş klasiklerin başyapıtı olmasının yanında okuduğum Aytunç Aldundal’ın Gül ve Haç Kardeşliği kitabında Gülün Adını’nı işaret etmesi oldu.Bu kitabı okurken Azize Angela kimmiş diye araştırırken,Tarkovsky’nin Antichrist adlı filmini izledim.Şimdi sıra bu kitabın filmini izlenmesinde.

Tekrardan toparlayacak olursam,Ortaçağda kilise hayatının sapkınlığına,yoldan çıkmış din anlayışına.Kilisenin tüm erklerin önüne geçme yarışına,bilimle din arasındaki çekişmeye,dinin kimlerin elinde hangi amaçlarla yozlaştırıldığına.Tinsel bir olgunun iyileştiri kutsallığının yerine,bağnazlaşıp insanın ruhunu nasıl karanlıklara götürdüğüne dair muhteşem bir baş yapıt okudum.




️Başlangıçta Söz vardı ve Söz Tanrı katındaydı ve Söz Tanrı’ydı.
️Zihni’mizin tasarladığı düzen tıpkı bir ağ ya da bir merdiven gibidir;bir şey elde etmek için yapılır.Ama sonra merdiveni bir yana atmak gerekir,onun yaralı olda bile anlamsız olduğunu anlarsın.
️Gülmenin insana özgü olduğu biz günahkarların sınırının bir belirtisidir.Ama bu kitaptan senin ki gibi ne çok yozlaşmış kafa gülmenin insanın anacı olduğunu öngören bir yasa çıkaracaktır!Gülmek bir köylüyü bir an için korkudan kurtarır.Ama yasa korku aracılığıyla kendini kabul ettirir;yasanın gerçek adı Tanrı Korkusudur.
️Bir düş bir kutsal yazıdır;bir çok kutsal yazıda düşlerden başka bir şey değildir.

~ Ali Şeriati Okuma Etkinliği ~
'Sizi Rahatsız Etmeye Geldik'

Biz, Allah’tan başka sahibi olmayanlarız. Kimseye eyvallah etmeyen, kimseye biat etmeyen, bütün dogmalara, tabulara saldıran, kimsenin bir yerlere oturtamadığı bir garip kuşağız.
Bir demli çayın buğusudur şifremiz, ya da bir sigara dumanının kavisi. Nedensiz dalıp gitmelerdir muhabbetimizin en koyu anları. İç çekişlerimizle kurarız en uzun cümleleri.
Bizi sadece bizden olanlar anlar. Bizim konuşmalarımız da yalnızlık senfonisidir. Sessizdir, derindir, manalıdır. Biz, gözlerimizden tanırız birbirimizi, göz bebeklerimizdeki hüzünden, yorgunluktan tanışırız. ( Ali Şeriati )

Alışkanlık zincirlerini kırıp İnsanı 'öze-özüne dönüşe' davet eden merhum-şehid Ali Şeriati'nin İnsanlık Medeniyet ve İdeolojileri, özellikle de Çağdaş İslam Düşüncesi üzerine katılmış olduğu söyleşiler ve konuşmalarından oluşturulan yüze yakın eserini bulunur. Sosyolog kişiliği ile toplumun her kesimini etkilemeyi başarabilmiş, İslam'a olan kin ve düşmanlıkları hafifletebilmişti..Lakin kitaplarının gerekli ilgiyi göremediğini, belli bir güruh ve entelektüeller tarafından tanınan biri olması ve bunun bizlerde ki üzüntüsü nedeniyle okumak ve okumaya teşvik etmek gayesiyle böyle bir etkinlik vuku bulmuş oldu. Yaşadığı yerin, kültürü ve geleneksel din anlayışına, toplumun en büyük sorunlarından biri olan 'ilthaplanmış beyinlere-mühürlenmiş kalplere-yanlış din algısına' bir merhem aynı zamanda bir darbe niteliğine sahip, kitapları mevcut diyebiliriz. Temennimiz o dur ki; Müslüman topluluklar içerisine sızmış ve kabul buyurulmuş 'gayri yanlış din algısı' önkabullerinden sıyrılarak okunması ve üzerinde düşünülebilmesi... Bu sürece ve düşünceye katkı sağlayan Siyabend , ali bekdas ve HadRa 'ya sonsuz teşekkürlerimi sunarım. Katılım sağlamak isteyenlerin yazardan okuyacağı kitabı yoruma bırakması ile liste oluşturulacaktır.

"Körler ülkesinde görmek idamlık suçtur" derdi Cenap Şahabettin.
Ali Şeriati de diyor ki ;"Okuyun, okuyun, çünkü mürekkebin akmadığı yerde kan akıyor."

Bizler de şöyle söylüyoruz; İnsanların ölümünü isteyen, insanlara zulmü, adaletsizliği reva gören ne varsa
biz bunlardan beriyiz, bizler, Allah'ın yeryüzünde Meleği vasıtasıyla Peygamberlerinin örnekliğinde, İnsanların birbiri ile geçimini-yaşamını, insanlığa yakışır vaziyette sürdürebilmesi için hakim kılmak istediği 'Adaletin' bekçileriyiz...

Etkinlik başlama ve bitiş tarihi
( 30 Mayıs - 30 Haziran )

~Katılımcılar~
1- Siyabend - Dinler Tarihi 1 - Dine Karşı Din
2- Devrim - Kendini Devrimci Yetiştirmek
3- HadRa - Ebuzer / İslam ve Sınıfsal Yapı / Kadın (Fatıma Fatımadır)
4- seyit yesildag - Dine Karşı Din / İslambilim 1 / İslambilim 2 / İslambilim 3 / Öze Dönüş
5- Fırat Mişe - Kadın (Fatıma Fatımadır) / Anne Baba Biz Suçluyuz
6- salih - İnsanın Dört Zindanı
7- Melek - İnsan
8- Mine Arapoğlu - Sanat
9- ali bekdas - Ne Yapmalı
10- Gülnare - İnsanın Dört Zindanı / Kadın (Fatıma Fatımadır) / İslam ve Sınıfsal Yapı / Dine Karşı Din
11- Bay_X - Kendisi Olmayan İnsan / İnsanın Dört Zindanı
12- Ot Adam - İslam Nedir Muhammed Kimdir
13- Metin Özdemir - Kevir/ Bir Tarih Olarak Beliren Coğrafya

Fatih Kurt, Kırmızı Saçlı Kadın'ı inceledi.
21 May 02:35 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Nobel ödüllü Orhan Pamuk. Yıllardır okumaya niyetlenip de bir kez bile okuma girişiminde bulunmadığım yazarımız. Yine okumayacaktım(okumamamın özel bir sebebi yok sadece ismi Orhan olan yazarları sevmiyorum) fakat bir boşluk anımda elimde okumadığım kitaplar olmama rağmen, elimde henüz okumadığım kitap varsa kitap almıyorum genellikle, bir de baktım ki kitabı satın alıp çantama koyuvermişim. İlk anda bir pişmanlık çökse de aldık artık napalım okuyacağız mecburen edasıyla kitaba demir attık. Kitaba geçelim öyleyse:
Çevremden duyduğum kadarıyla Orhan Pamuk okumaya en yanlış kitabından başlamışım. Yani daha önce Orhan Pamuk okumadığımı bilen ve kitabı elimde gören çoğu kişi aynı şeyi söyleyince ben de öyle olduğuna inanmaya başladım diyebilirim. (Doğru olup olmadığını teyit etmek için önümüzdeki zamanda, yazarın diğer kitaplarına da besmelemi çekip başlayacağım.)
Kimseye kulak asmadan kitaba yumuldum(kaba bir ifade olarak yorumlayabilecek herkesten özür diliyorum).
Baba-oğul-kutsal damacana(diğer incelemelerin birisinde bu sözcük kullanıldığından aklımda kalmış) tadında bir romandı. Yazarımız bir çocuğun babasına olan bakışını, bir erkek çocuğun babasına olan bakışını mitolojik öykülerle destekleyip üzerine maydonoz yaprağı koyarak servis edilmiş. Fakat tabiki bu kadar sığ bir anlam çıkarmak yazara da kitaba da haksızlık olur. Anladığım kadarıyla yazar, birtakım psikolojik varsayımları Türk toplumu üzerinde test ederek, kendi ruhani bunalımına bizleri de sokmak istemiş bu kitabıyla. Farklı bir üslupla kaleme alınmış ve biraz da sayfaların üzerine popülarizm serpiştirilmiş.
Uzatma da ne demek istiyorsan adam akıllı söyle diyecek olursanız eğer;
Orhan Pamuk'a dair hayal kırıklığına uğradığımı söyleyebilirim. Ve fark ettim ki biraz da, bu hayal kırıklığına uğramamak için Orhan Pamuk okumuyormuşum bunca zamandır. Kitap güzel miydi, güzeldi. Ama sanki bir şeyler eksikti bu kitapta. Evet her detayı olabildiğince iyi tasarlanıp maydonoza varana kadar iyi servis edilmiş bir yemek ortaya konulmuş ama en önemli şeyi tuzu atılmayı unutulmuş.
(Bu arada yazdığım bu inceleme benzeri yazıları sadece tarihe not düşmek için yazıyorum. Bir kitabı okuduktan sonra üzerine bir şeyler de yazınca kendimi o kitapla ilgili daha iyi hissediyorum. İnceleme başlığı altında yazılmış Fatih Kurt imzalı anlamsız yazıları sabırla okuyan dostlara duyurulur.)

İbrahim (Sisifos), Okumak, Yazmak ve Yaşamak Üzerine'yi inceledi.
 21 May 00:20 · Kitabı okudu · 2 günde · 9/10 puan

Hepimizin felsefeye az buçuk kenarından köşesinden dokunmuşluğu vardır. Üniversite zamanı felsefe; coolluğun, aykırılığın belirtisi olarak görülür. Lise zamanı ise zorunlu dersler sebebiyle- ne kadar anlayacaksak- felsefenin figüranları aykırılıkları ile hepimizin ilgi odağı olmuştur. Hatta bu etkiden dolayı çoğumuz felsefe hocalarımızı da aykırı adamlar olarak tasavvur etmişizdir. Gerçi çoğu öyledir her ne kadar biz kendilerini yeterince tanımasakta..

Benim de herkes gibi temasım vardır. Felsefecileri de az çok bilirim. Öncelikle İmmanuel Kant. Lise hocamız Kant’a hayrandı, ağzından düşürmezdi. Oradan bilirim. Nietzsche , Sartre ve Camus’u ise populeritelerinden. Bir dönem felsefe ile de ilgilenmiştim, daha doğrusu ilgilenmeye çalışıp Platon’un Devlet’inden üç kitap okuyunca pes etmiştim. O dönemden de ilk dönem filozoflarını bilirim. Haklarında tek kelime bilmediğim filozoflarda vardır.

Bunlardan birisi de daha bir ay önceye kadar Schopenhaur’du. Ta ki https://dusunbil.com/...rir-zihni-felc-eder/ makalesini görene kadar. Bilmemenin, duymamanın cezasını da ağır ödedim diyebilirim. Adam beni eline bir aldı, yer misin yemez misin, okuduğumdan beri sopalıyor. Hayatımda ben böyle dayak yemedim. Tüm tabularımı sarstı. Bu dayak iyi de oldu. Biraz kendime çeki düzen verdim, vermeye çalışıyorum.

Öyle sarsıldım ki anlatamam. Hala da tam bir çıkışı yolu bulabilmiştim değilim. Mesele okuma meselesi. Ben bulduğum tüm boş zamanlarda okurum. Heralde bana 1 hafta kitap okumayı yasaklasalar kafayı yerim, boşluktan.

Peki niçin okuyorum? Bunun cevabı yok. Keyif almak için mi, hayır. İnsan tüm zamanını keyif almak için harcamaz. Yazmak için mi, kendim öyle desem de düşününce hayır. Yazmak için neredeyse hiçbir çabam yok. Yazmak isteyen insanın; okumak kadar yazmaya da vakit ayırması icap eder. Ayrıca yazmak isteyen insanın da sistematik olarak okuması icap eder. Bir dönem bu sistematiği tuttursam da bunu sürekli hale getiremiyorum. Bir öyle bir böyle olmuyor.

Diyebilirsiniz ki kitaplar hayattan bir kaçıştır illa sebebi olması gerekmez. O halde şunun cevabını da vermemiz icap eder, kitaplar için yaşanan bir hayat hayat mıdır? Bana kalırsa hiç kitap okumamak ne kadar kötüyse sadece kitaplar için harcanan hayatta bir o kadar kötüdür. Kitap hayatımızın tamamı değil bir parçası olmalıdır. Kitap tüketmemeli kitap okumalıyız. Okuduğumuz kitaplardan da gerekli donanımı sağlayıp bunu hayatlarımıza yansıtmalıyız. Bir an kendimi okul hocası gibi hissettim. Neyse kitaba geçelim :)

Kitapta sizi ilk karşılayan çevirmenin makalesi, şu felsefe kitaplarında en kızdığım mevzuu. Vallahi kendimi keriz gibi hissediyorum onları gördükçe. Yahu 150 sayfa kitap alıyorsun, filozofun yazıları 50. Sayfada başlıyor. Buradaki metine de aynı derece de gıcık oldum. Çok da karışık yazmış. Filozofu anlamak daha kolaydı vallahi.

İkinci kısımda ise beni, https://www.cafrande.org/...intisi-schopenhauer/ makalesi karşıladı ki kitabın en sevdiğim kısmı oldu. Yukarıda bahsettiğim sorunlarım karşısında yalnız olmadığımı anlayıp bir vicdan rahatlaması yaşadım. Tavsiye ederim çok güzel konulara değinmiş.

Üçüncü kısımda yer alan okumak konusunun özünü filozof ile tanıştığım kısımda verdim :)

Dördüncü kısımda yer alan yazmak ve üslup konusu da benim için çok keyifliydi, her ne kadar bazı kısımlarda anlaşamasakta. Özellikle üslup konusu çok iyiydi. Ayrıca Alman dilinde verilen yapıtların neden başarılı olduğunun ve daha önceden sitede yazmaya ilişkin sormuş olduğum iki sorunun cevabını filozofun ağzından aldım.

Son kısımda yer alan düşünmek konusu ise hiç anlaşamadığımız konu oldu. Kitabı okuyan arkadaşlarla bu konuya ayrıca tartışabiliriz.

Kitap genel olarak iyiydi. Ufkunu genişletmek isteyenlere tavsiye ederim. Ancak şunu da belirteyim ki biraz ağır tabirler ile– ahmak, bön vs- karşılaşacaksınız. Zira filozofun eli baya sopalı.

Herkese keyifli okumalar dilerim.

Tuğçe, Okuma Üzerine'yi inceledi.
20 May 21:35 · Kitabı okudu · 1 günde · 7/10 puan

“Bütün iyi kitapları okumak, bu kitapların yazarı olmuş geçmiş yüzyılların en değerli insanlarıyla konuşmak gibidir.”

Yarım saat, hoşunuza gidecek cümleler görmek için çok kısa bir süre... Bir bakın derim.

Tuğçe, bir alıntı ekledi.
20 May 21:30 · Kitabı okudu · İnceledi · 7/10 puan

“En azından kitaplar söz konusu olduğunda dostlarımızı genellikle üzülerek terk ederiz. Ve onları bir kere terk ettiğimizde, “Bizim hakkımızda ne düşündüler?”, “Densizlik etmedik ya?”, “Bizden hoşlandılar mı?” türünden dostluğu bozan bu düşüncelerden hiçbiri olmadığı gibi, başka biri yüzünden unutulmuş olma korkusu da yoktur. Bütün bu dostluk endişeleri, okuma denen bu katışıksız ve dingin dostluğun eşiğinde son nefeslerini verir. Saygı da gereksizdir; Molière’in söylediğine tam tuhaf bulduğumuz ölçüde güleriz; bizi sıktığında, sıkılmış görülmekten korkmayız ve onunla birlikte olmaktan gına geldiğinde ne dehası ne de ünü onu aniden yerine koymaktan bizi alıkoyamaz. Bu katışıksız dostluğun atmosferi, sözden daha katışıksız olan sessizliktir. Çünkü başkaları için konuşuruz ama kendimiz için susarız. Bu yüzden, sessizlik, konuşmadan farklı olarak, eksiklerimizin, yapmacık davranışlarımızın izini taşımaz. O katışıksızdır, o gerçek bir atmosferdir.”

Okuma Üzerine, Marcel Proust (Sayfa 55)Okuma Üzerine, Marcel Proust (Sayfa 55)
Tuğçe, bir alıntı ekledi.
20 May 21:21 · Kitabı okudu · İnceledi · 7/10 puan

“Hiç kuşkusuz, dostluk, bireyler arasındaki dostluk hava cıvadır ve okuma bir dostluk biçimidir. Ama en azından dostluğun samimi bir biçimidir ve bir ölüye, olmayan birine yönelik olması ona çıkarsız, neredeyse dokunaklı bir hava verir. Dahası o, öteki bütün dostluk biçimlerini çirkinleştiren her şeyden bağımsız bir dostluktur.”

Okuma Üzerine, Marcel Proust (Sayfa 53)Okuma Üzerine, Marcel Proust (Sayfa 53)