Dostoyevski/ Ezilenler
Cemal Süreya’nın bir röportajında dediği gibi “Dostoyevski okuduğumdan beri huzurum yok.”. Dostoyevski’yi okumak daha iyi nasıl anlatılabilirdi bilmiyorum. Onu pek mutlu ve neşeli zamanlarınızda okumamalısınız bence, ya neşeniz kaçacak ya da kitabın zihniyetine tam anlamıyla bağlanamayacaksınız öyle zamanlarda. Aksine daha gri bulutlar içindeyken okursanız da, gökyüzü bu sefer kapkara kesilecektir. Yine de her şeyi göze alıp okumak istiyorsanız, gerekli ruh hali sizi bulacaktır..:)
Ezilenler, 1861 yılında yayımlanmış ve Dostoyevski kitabın 50 sayfası haricinde eserini beğenmediğini anlatmıştır. Şaşırdık mı..
Ezileneler’de de diğer romanlarında olduğu gibi her yönüyle ince ince işlenen karakterler, iyi ve kötüyü, doğru ve yanlışı, aşkı … pek çok olguyu sorgulamayı beraberinde getiriyor.
Kahramanımız Vanya’nın alelade bir günde tanımadığı bir kimsenin ölümüne şahit olması ve merakının peşinden giderek merhumu araştırmasıyla hikaye başlıyor. Vanya sonrasında evine taşındığı bu adamın hayatına ister istemez epeyce dahil oluyor. İlginçtir ki, o sırada kendi hayatında yaşadıkları ile bir sarmala dönüşen diğer hayatlar Vanya’yı daha da enteresan hikayelerin içersine sürüklüyor. Vanya da aynı zamanda bir yazar -burada dostoyevski de romana bağlanmış oluyor-. Bir yandan yazmaya, bir yandan kendi aşk hayatını çözmeye, bir yandan sevdiği kadının aşk hayatını çözmeye (!), en diğer yandan da dahil olduğu ikinci hayattan gelenleri kucaklamaya çalışıyor.
Tüm bunların içinde herkese yardımı olsa da bir türlü kendine yetemeyen bir Vanya… Öyle iyi ve aşık ki, okurken pek çok yerde sinir olmaktan kendimi alamadım. Kendini yok sayarak iyileştirmeye çalıştığı herkes, aslında günlük hayatlarımızda karşılaştığımız sayısız karakterler gibi… İncelenecek çok olay ve