Geri Bildirim
  • Yeni bir Zülfü Livaneli eserinin sonuna geldim. Yazarın kitaplarındaki akıcı diline hayranım. Diğer kitaplarında olduğu gibi bu eseri de okumaya değer.
    Anadolu kadını ile şehirde yaşayan kadınları karşılaştırılmış, Meryem önce hiç özgürlük nedir bilmezken kitap sonunda bambaşka bir Meryem olarak karşımıza çıkıyor. Birbirinden farklı üç karakterin hayatlarını aynı yol üzerinde kesiştiriyor. Pişman olunacak bir kitap değil. Okumanızı tavsiye ederim.
  • Kitabı elime almamla bitirip yerine bırakmam 1 saat sürdü, ilk başta olayı çözemesem de sonradan kitaba kendimi kaptırmışım. Üstadın kitapları her zaman okumaya,zaman ayırmaya değer.
  • Bu kitap, beş hikayeden oluşan bir derleme. Hikayelerin ortak özelliği mutsuz, kasvetli bir havada geçmesi ve ölümün olay örgüsü içinde yer bulması.
    En sevdiğim hikaye Leporella oldu. Nişan’ın sonu çok belliydi ve beni biraz sıktı. Ay Işığı Sokağı da güzeldi. Genel olarak değerlendirdiğimde güzel bir kitap. Kısacık ve akıcı, çoğu yerde sürükleyici. Okumaya değer.
  • Uzun zamandır okumaya çalıştığım bir kitaptı aslında sürekli bölündüğünden midir bilmiyorum bir türlü odaklanamadım ya da konuya ilgim olmadığından. Yine de kurgusu ile okunmaya değer bir kitap olduğunu düşünüyorum. Kitaba gelecek olursam döneminde göremediği değeri yıllar sonra Samantha Hunt vermiş Nikola Tesla'ya.Tesla'nın doğru akım karşısında alternatif akımı bulma çabası yolunda karşısına çıkan engelleri okuyoruz. Özellikle Edison ile mücadelesi ve uğradığı haksızlığa rağmen icadından vazgeçmeyişi etkiledi beni. Louisa karakteri ile onun gizemli dünyasına girme fırsatı buluyoruz.Walter ve Freddie aşkı ise romanın iç burkan kısımlarından. Bir de Louisa'nın amcası var tabi kafamı karıştırmaya tek başına yetti. Zaman makinesi, hepimizin hayal ettiği ama mümkün olmayacağını düşündüğü bir icat. Azor bunu bulduğunu iddia ediyor. İlk deneme her ne kadar başarısız olsa da ikinci denemede Walter ile birlikte zamanın ötesine yolculuk yapmaya çıkıyorlar ya da hayata veda ediyorlar desem daha yerinde olacak. Zamanda yolculuk için bu hayatta kalmanız pek de mümkün değil zaten. Öyleyse hayal ettiğimiz şey ölmekten veya gitmekten başka bir durum değil...
  • Daha önce üç kitabını okuyarak bu kitaba başladım. Okurken hiç sıkmayan otobiyografik roman harika denilebilecek bir kıvamda. Çocuklukta çok kitap okumayla başlayan hayatı müziklerle devam etmesi, insancıl tavrıyla ve doğruluyla kitaplara verdiği değer yüzünden aldığı gözaltılar... Kimbilir belki 1K okurları olarak o dönem yaşasak içlerimizden bazıları sırf kitap okuyor diye olmadık suçlamalara maruz kalırdık.

    Livaneli'nin kitaplarla başlayıp, müzik dünyasına şekil verecek alevi dedesiyle karşılaşması, yurtdışına kaçışı, film müzikleri yapması, yönetmen olması, yazar ve yayınevi sahibi olması, dünya çapında tanınan bir birey olarak çeşitli ülke yöneticileri ve sanatçılar ile dostluklar kurması, insanlar ölmesin diye arabuluculuk yapması, siyasete girmesi gibi birçok konuyu detayları ile okuyorsunuz. Uğruna kendisini anlatan kitap yazdığı büyük yazar Yaşar Kemal ile dostluklarına şahit oluyorsunuz.

    Bu kitabı okumaya başlayınca içimden vay be neler çekmiş bu adam dedim. Tüm eserlerini okumak istediğim Zülfü Livaneli'nin bu kitabını mutlaka tavsiye ediyorum. Dağlar aşılmadan düzlüğe gelinmediğini göreceksiniz. İyi okumalar.
  • Stefan Zwieg'tan yine başarılı psikolojik tahliller içeriyor.Adeta kitabın kahramanıyla bütünleşip kendinizi özdeşleştiriyorsunuz.Zaten akıcı bi dille yazılmış,okumaya değer bi kitap kısacası
  • Beynin tüm işlevlerinin içinde, bilincin bizim için anlaması en zor şey olduğunu söylersek abartmamış oluruz.

    Gri cevherin bu şaşırtıcı görevi nasıl yerine getirdiğini daha iyi anlamak için, Michigan Üniversitesi Zihin Bilimleri Merkezi’nden bir grup araştırmacı, insanlar bilinçlerini kaybettiğinde beyinde neler olduğunu daha yakından incelediler.

    Şu anda bu makaleyi tıklamaya, gözlerinizi sayfada aşağı doğru indirmeye ve okumaya devam edip etmemeye karar vermeyi seçtiniz. Bu sırada etrafınızda sesler, oturduğunuz sandalye ya da koltuğun verdiği his, hatta karnınızda bir guruldama olabilir… Bunların hiç birini burada okuyuncaya kadar gerçek anlamda düşünmüyordunuz.

    Bunların farkına varmanızı ve iradenizle yönetebilmenizi sağlayan şey her neyse, beynin bunlarla ilgili yapabileceği bir şeyler var. Bunların da ötesinde, halen güven içinde olup da farkında olmadığımız pek çok durum var.

    Bu konuyu araştırmanın bir yolu, bilinçli durumu bilinçsiz olanla karşılaştırmaktır; tıpkı ameliyattan önceki ve sonraki halimiz gibi.

    Çok fazla düşünmeyerek, tıpkı bir kapatma düğmesine basar gibi bir anda bilincimizi kapatabiliriz; yani sinir sistemimizin temel alanlarını devre dışı bırakarak farkındalığımızı kapattığımızı varsayabiliriz.

    Anestezi uzmanı George Mashour bunun hiç de böyle olmadığını düşünüyor.

    Mashour, yaptığı bir açıklamada anesteziyoloji bölümünde stajyer doktorluk yaparken, anestezinin beyni tamamen kapatarak değil, belirli bölgelerdeki süreçleri izole ederek çalıştığını öne süren teorik bir makale yayınladığını söyledi.

    Manshour, beynin bilinçli kısımları arasında neler olup bittiğini anlamak için bir kaç farklı araştırmacı ekibi ile çeşitli çalışmalar yürüttü.

    İlk çalışmalarında MRI taramaları kullanarak, sedasyon (ilaçla sakinleştirme) yapılmış, cerrahi anestezi uygulanmış ya da bitkisel hayatta olan 23 hastanın belirli sinir dokularındaki kan akışını izlediler ve elde ettikleri ölçümleri karşılaştırdılar.

    Özellikle, gelen bilgiyi koordine ettikleri sırada beynin bölgeleri arasında gerçekleşen zamanlama sürecini takip ettiler. Elde ettikleri bulgular ise iletişim zamanlaması uzadıkça bazı bölgelerin birbirleri arasındaki bilgi alış verişinin de arttığını gösteriyor.

    Beyin Bölgelerinin Arasındaki İletişim
    Makalenin baş yazarı olan Anestezi uzmanı Dr. Anthony Hudetz, sedasyonun ilk aşamalarında bilgi işleme sürecinin çok uzadığını, bu nedenle de beynin belli bölgelerinin kendi içlerindeki iletişiminin de daha yoğun olduğunu belirtti.

    İkinci çalışma ise bu bilginin beyinde aslında nasıl bütünleştiğini ölçmek için yapıldı. Bu bütünleşme ölçüsünü nicel olarak tanımlayabilmek için, entegre bilgi kuramı (IIT) denilen bir araştırma yöntemi, Yunan alfabesinde fi (Φ) ile sembolize edilen bir değer kullanır. Bu sembol, beyindeki bilinç durumunu ifade etmektedir.

    Bu rakamı belirlemek basit bir iş değildir. Bu nedenle araştırmacılar, EEG taramalarına dayanan, daha pratik ve anlaşılabilir bir yöntem kullandılar.

    Hem fizikçi hem de anestezi uzmanı olan Dr. UnCheol Lee yaptığı açıklamada, beynin daha modüler hale gelmesi ve bölgelerinin arasındaki iletişimin daha çok artması için bilgi entegrasyonu ölçümünün azalmaya başladığını tespit ettiklerini söyledi.

    Bu iki çalışmadan elde edilen sonuçlar, beynin farklı bölgelerinin arasındaki iletişimde azalma oldukça, bilgi bütünleşmesinin ölçütü olan Φ’nin de küçüldüğünü, dolayısıyla beyin bölgelerindeki faaliyetlerin de kendi içlerine doğru döndüğünü gösteriyor.

    Araştırmacılar son raporlarında ise kendi sonuçlarını en son literatür çalışmalarıyla karşılaştırarak beyin fonksiyonlarımızın uyku, genel anestezi ve bilinç bozuklukları sırasında nasıl işlediğini özetlediler.

    Mashour, bilincin kapalı olduğu esnada beyindeki bağlantıların bozulmuş olması ve daha büyük oranda modülerliğin bilinç için gerekli olan bilgi aktarımına uygun olmayan farklı bir ortam oluşturduğunu tespit ettiklerini ifade etti.

    Halen pek çok cevapsız soru olsa da, bu çalışma sağlıklı bir beyinde bilincin nasıl ortaya çıktığını göstermekten fazlasını yapıyor; dış çevreden gelen etkileşimlere tepki veremeyen hastaların hala nasıl farkındalıklarının olduğunu daha iyi anlamamıza yardımcı olabilir.

    Bilinç ve bilinçsizlik arasındaki farkın sandığımızdan daha karmaşık olduğu gittikçe daha da aşikar oluyor.

    Bizi uyanık yapan ve farkındalığımızı sağlayan süreçler hakkında daha fazla şey bilmek, bir gün beynin en şaşırtıcı yeteneklerinden birini -bilincin varlığını- çözmemize yardımcı olabilir.