Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Benim kendimi anlatmamın, çalışmamızın özünü oluşturacağına, kendisinin de rahatça konuşabileceğine ve bunun bizi daha “insan” yapacağına beni ikna etmeye çabalıyor; sanki insan olmak, çamurlarda beraberce debelenmek demek! Ona, hakikat âşıklarının fırtınalı ya da çamurlu sulardan korkmayacağını öğretmeye çalışıyorum. Asıl korkulması gereken sığ sulardır!
“Görmüyor musun Josef, problem, senin huzursuzluk duyman değil! Göğsündeki baskının ya da gerilimin ne önemi var? Sana kim rahatlamayı vaat etti? Bu yüzden mi uykuların kaçıyor? Nedir yani? Sana kim deliksiz uyku vaat etti? Hayır, problem huzursuzluk değil. Asıl problem yanlış bir konuda huzursuzluk duyman!”
Aslına bakarsan, kafasının bir sürü kitaba gebe olduğunu ve baş ağrılarının da beyninin doğum sancılan olduğunu düşünüyor.”
Freud, Breuer’in hayretini paylaştığını belirtmek için başını salladı. “Beynin doğum sancısı ha? Müthiş bir metafor! Zeus’un alnından Minerva’nın doğması gibi! Bunlar çok tuhaf düşünceler; beynin doğum sancılan, insanın kendi ölümünü seçmesi, bunalımlı saatleri karşılama cesareti. Bu adam zeki biri Josef. Acaba bu zekâ bir deliye mi yoksa dâhiye mi ait?”