Özge

10/10
·296 syf.··
Beğendi
·
2024 25. kitabı
·
12 günde okudu
·
Okunma: 20 Ekim 2024 12:51
"Geç Kalmış Kitap", Mediha Berkes (Esenel)'in bir dönem yasaklanan Yurt ve Dünya dergisinde 40'lı yıllarda yazdığı köy incelemelerinin 90'lı yıllarda araştırmacılar tarafından yeniden keşfedilmesi üzerine yazmaya karar verdiği, bu sebeple "geç kalmış" olarak nitelendirdiği bir kitaptır. Ancak okudukça göreceksiniz ki Mediha Berkes'in 40'lı ve 90'lı yıllarda işaret ettiği sebepler ve sonuçlarla yaşamayı -maalesef- sürdürüyoruz. Dolayısıyla geç kalmış değil, zamansız bir kitap olduğunu söyleyebilirim. 1. Dünya Savaşı sırasında doğmuş bir Cumhuriyet kızı olarak yaşadığı çevreyi ve tahsil hayatını anlatmakla başlıyor söze Mediha Berkes. Sonra, 1940-45 yıllarında köylerde yaptığı incelemeler üzerine yazdığı yazılardan ve doktora tezinden yararlanarak Anadolu köylerine dair izlenimlerini paylaşıyor. Nihayetinde ise "Atatürk devrimleri neden köye inemedi?" sorusunu yanıtlıyor. Bunları anlatırken 40'lı yıllarda fokur fokur kaynayıp aydınları içine çeken cadı kazanını da öyle güzel anlatıyor ki sadece köy araştırmaları değil, feminizm, politika, eğitim gibi çok temel meselelerde de Türkiye için önemli kırılma noktaları hakkında fikir edinmemizi sağlıyor. Birine hediye almak istediğimde ilk tercihim hep bu kitap olacak. Lütfen alınız, okuyunuz. Bu kitaba geç kalmayınız...
Geç Kalmış KitapMediha Berkes Esenel · Pinhan Yayıncılık · 202332 okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
spoiler yoktur. Sadece fikir.
10/10
·224 syf.··
2024 2. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 10 Şubat 2024 22:49
Konu maalesef hayatlarımızda çok karşılaştığımız, duyduğumuz, gördüğümüz çirkin tarikatlardan biri... Bu tarikatın şeyhi, kendi cinsel organının "nur çeşmesi" olduğunu ve "daha iyi bir müslüman olabilmek için" o çeşmeden beslenilmesi (badelenmek) gerektiğini söylüyor. Bunun bir adım ilerisinde ise cinsel ilişki yani "tabi olmak" var. Benim ilgimi asıl çeken ve kitabı okumama sebep olan şey, Timur Soykan'ın bu kitabı yazmaktaki motivasyonuydu. Kendisi, bu müritlerin düşünce yapılarını anlayabilmek için çaba gösteriyor. Bize de bunu, özellikle son kısımdaki üç sayfalık yorumlarıyla güzelce aktarıyor. Ben gazetecilerin dava dosyaları üzerinden yaptığı incelemeleri okumayı çok severim. Bu tür kitaplarda aradığım üç temel özellik vardır: 1) Yazar, olayı yorum katmadan, dava dosyalarını referans alarak aktarmış mı? 2) Olayla ilgili uzman görüşü alınmış veya akademik/bilimsel makalelerden yararlanılmış mı? 3) Yazar, kitabın sonunda veya aralarda kendi yorumlarını da eklemiş mi? Bu kitapta aradığım üç unsuru da buldum. Timur Soykan'ın oldukça yerinde soruları ve titiz araştırmalarıyla başarılı bir kitap ortaya çıkmış. Yalnız, okumayı yavaşlatan tek şey, dava esnasında mağdurların genelde benzer ifadeleri vermesi üzerine aynı bilgilerin tekrarlanmasıydı ama tabii bunlar da olmazsa olmaz ifadeler, çıkarılmaları mümkün değil. Maalesef "Badeci Şeyh" ne ilkti ne de son olacak. Hayatlarımızda tarikat gerçeği hep vardı. Tanrıyla arasına birini koymadan ibadet edemeyeceğini zanneden insanlar manevi açlıklarını doldurmak için çalacak kapı arar, tarikatlar o kapının ardını doldurur. Tarikatların etki alanını azaltmak için yapılması gereken, yazarın da dediği gibi, "tarikatların insan iradesini yok eden gerçeklerini deşifre etmek ve bunlara karşı toplumu bilgilendirmek" olacaktır.
Badeci Şeyh'in Sır OdasıTimur Soykan · Kırmızı Kedi Yayınları · 2019743 okunma
Hafif spoiler var
9/10
·%94 (255/270 syf.)·
Sabahattin Ali’nin yaşamına ve ölümüne dair yazılan her yeni eserde “Acaba öncekinden farklı bir şey bulabilecek miyim?” diye düşünürüm. Bu kitabı çıkar çıkmaz almamın sebebi de buydu. Öncelikle kitabın ismi bana ilk başta biraz tuhaf gelmişti ve içeriğiyle ilgili fikir yürütememiştim. Başlarda hikâyeyi anlamakta da zorlandım. Kitap zor ilerleyecek diye düşündüm ama yazarın anlatım diline ve kurgusuna alışınca akıp gidiyor. Ben kitabın tanımında “kurmaca ile hakikatin iç içe geçtiği bir yolculuk” ifadesini görünce tamamen Sabahattin Ali cinayeti etrafında dönen bir kurgu beklemiştim. Oysa kitapta bir hikâye daha var. Bunu anlamak için kitabı iki bölüme ayırabiliriz: ilk 150 sayfa ve son 120 sayfa. İlk 150 sayfada gazeteci-yazar başkarakterin ablasının ölümüyle hikâye başlıyor. Bir yandan bu yazarın içinde dönüp duran düşünceleri okuyor, diğer yandan bunları anlamlandırma çabasıyla çıktığı yolculuğa eşlik ediyoruz. Bu gerçek bir yolculuk. Yazar, ölen ablası sayesinde tanıdığı ve abla-kardeş olarak aralarındaki bağı temsil eden Sabahattin Ali’nin 29 Mart 1948’de çıktığı ölüm yolculuğunun rotasını izleyerek cinayeti aydınlatacak başka belgeleri bulmaya yönelik bir yolculuğa çıkıyor. Ablasının yasını tutabilmek için buna ihtiyaç duyuyor. İlk kısımda kurgunun ve iç hesaplaşmanın okuma hızını epey yavaşlattığını düşünüyorum. Kitabın genelinde harmanlanmış olan ablanın hikâyesi ile Sabahattin Ali olayını ayrıştırıp tartarsak abla hikayesi daha baskın geliyor. Daha sonra “Hakikat” başlıklı ikinci bölüme geçiyoruz. Bu bölümde artık hikâye çözülüyor ve 40 sayfalık özel bir yazı dizisi ile ek belgeler bulunuyor. İşte bu son kısımda Gökçer Tahincioğlu, başarılı gazeteciliğini kullanarak cinayete ilişkin iddiaları tek tek ele alıyor. Ben kitabı alırken sadece bu son kısım için
Sabahattin Ali'yi Ben ÖldürdümGökçer Tahincioğlu · İletişim Yayınları · 2023116 okunma
spoiler yoktur, sadece fikir.
10/10
·224 syf.··
2023 4. kitabı
·
73 günde okudu
·
Okunma: 26 Ocak 2023 21:00
Kitabın yazarı Alexandre Dumas, "Monte Kristo Kontu, Üç Silahşörler" gibi önemli eserlerden tanıdığımız Alexandre Dumas'ın oğlu. Can Yayınları yazmamış ama baba Dumas için "père (Fransızca baba)", oğul Dumas için "fils (oğul)" ifadeleri kullanılır. Esmer tenli olduğu için okul sıralarında zorbalığa uğrayan Dumas, okulu bırakmış ve kendini yazmaya vermiş. 21 yaşına geldiğindeyse borçları arttığı için baba Dumas'ın yanına taşınmış. Bu şehirde, varlıklı soylularla ilişkiler yaşayan Marie Duplessis ile tanışmış. Kamelyalı Kadın, işte bu ikilinin hikayesi. Okuduktan sonra kalbimde burukluk bırakan ve ilişkilere dair düşünmemi sağlayan aşk hikayelerini hep çok sevmişimdir. Klasik okumaya Romeo ve Juliet'ten başladığım için böyle sanırım... Kamelyalı Kadın'ın ilk sayfalarını okurken Kürk Mantolu Madonna'nın başlangıcını anımsadım. Gidişatı da benzer diyebilirim ama hissettirdiklerini tam olarak tarif etmek istiyorum. Bu kitabı okumak çiy tanelerini izlemek gibi, sayfaları çevirdikçe aşıkların heyecanı, kırgınlıkları, öfkeleri, fedakarlıkları, tüm hisleri ellerinizden kalbinize yürüyor. Başta Kamelyalı Kadın Marguerite Gautier'yi görmek, nasıl bu kadar büyüleyici olduğunu anlamak isterken sonunda çoktan Armand Duval gibi sizi de büyülediğini anlıyorsunuz. Aşk için ne yapılır, aşk nasıl kazanılır ve kaybedilir bunları düşündürtüyor size. Pek çok kez tiyatroya, sinemaya, operaya uyarlanmasına rağmen büyüsünü hiç yitirmeyen Kamelyalı Kadın, yazarları da fazlasıyla etkilemiş. Romantizm akımının klasiklerinden biri olan bu roman, Namık Kemal'in İntibah'ına ilham kaynağı olmuş. Yaşar Kemal, bu romanın sürükleyiciliğinden o kadar etkilenmiş ki defalarca okumuş ve kendi romanlarının da böyle sürükleyici olmasını amaçlamış. Orhan Kemal ise Ekmek Kavgası isimli öykü kitabında (Ekmek,
Kamelyalı KadınAlexandre Dumas (fils) · Can Yayınları · 202224,2bin okunma