Kitabın yazarı Alexandre Dumas, "Monte Kristo Kontu, Üç Silahşörler" gibi önemli eserlerden tanıdığımız Alexandre Dumas'ın oğlu. Can Yayınları yazmamış ama baba Dumas için "père (Fransızca baba)", oğul Dumas için "fils (oğul)" ifadeleri kullanılır. Esmer tenli olduğu için okul sıralarında zorbalığa uğrayan Dumas, okulu bırakmış ve kendini yazmaya vermiş. 21 yaşına geldiğindeyse borçları arttığı için baba Dumas'ın yanına taşınmış. Bu şehirde, varlıklı soylularla ilişkiler yaşayan Marie Duplessis ile tanışmış. Kamelyalı Kadın, işte bu ikilinin hikayesi.
Okuduktan sonra kalbimde burukluk bırakan ve ilişkilere dair düşünmemi sağlayan aşk hikayelerini hep çok sevmişimdir. Klasik okumaya Romeo ve Juliet'ten başladığım için böyle sanırım... Kamelyalı Kadın'ın ilk sayfalarını okurken Kürk Mantolu Madonna'nın başlangıcını anımsadım. Gidişatı da benzer diyebilirim ama hissettirdiklerini tam olarak tarif etmek istiyorum. Bu kitabı okumak çiy tanelerini izlemek gibi, sayfaları çevirdikçe aşıkların heyecanı, kırgınlıkları, öfkeleri, fedakarlıkları, tüm hisleri ellerinizden kalbinize yürüyor. Başta Kamelyalı Kadın Marguerite Gautier'yi görmek, nasıl bu kadar büyüleyici olduğunu anlamak isterken sonunda çoktan Armand Duval gibi sizi de büyülediğini anlıyorsunuz. Aşk için ne yapılır, aşk nasıl kazanılır ve kaybedilir bunları düşündürtüyor size.
Pek çok kez tiyatroya, sinemaya, operaya uyarlanmasına rağmen büyüsünü hiç yitirmeyen Kamelyalı Kadın, yazarları da fazlasıyla etkilemiş. Romantizm akımının klasiklerinden biri olan bu roman, Namık Kemal'in İntibah'ına ilham kaynağı olmuş. Yaşar Kemal, bu romanın sürükleyiciliğinden o kadar etkilenmiş ki defalarca okumuş ve kendi romanlarının da böyle sürükleyici olmasını amaçlamış. Orhan Kemal ise Ekmek Kavgası isimli öykü kitabında (Ekmek,