İsmi bugünün devrimcileri tarafından pek az bilinmekle beraber inkılapçıların esas programını çizmiş olan Abdullah Cevdet, Türk milletinin biyolojik veraseti de dahil olmak üzere herşeyiyle değişmesini istiyordu.
Halka göre münevver kibirli, maddi menfaat düşkünü, yabancı taklitçisi, maneviyat düşmanı, saygısız ve köksüzdür... Münevvere göre ise halk cahil, hurafeci, kıt ve dar görüşlü, herşeye kolayca kanan (!) bir kitledir.
Atatürkçülük fikri, siyasi veya felsefi bir sistem veya ekol olmadığı için bazı Türk münevverleri tarafından hiç ciddiye alınmıyor. Hakikaten bu ad altında hemen herkes kendine göre iyi ve doğru bildiği şeyleri ortaya sürmekte; işin kötüsü, bu suretle hakikatin objektif kriterleri yerine bir insanın şahsını ikame etmeye çalışmaktadır. Fakat bütün bunlara bakarak Atatürkçülüğü manasız bir gayretten ibaret saymak hiç doğru olmaz. Atatürkçülük denen şey, elli yıllık genç cumhuriyetin yaşama çabasını temsil ediyor. Solun bir ölüm denemesi olması, sağın da başka konularda bir takım endişeler yaratması, Türk devletine şimdilik tek çıkar yol olarak Atatürk milliyetçiliğini bırakmış bulunuyor. Şimdilik diyoruz, çünkü henüz elimizde işlenmiş ve hazırlanmış bir Türk milliyetçiliği görüşü mevcut değildir. Günümüzde ideolojik aşırılıklara engel olmak ve plüralist demokrasinin ayakta kalmasını sağlamak gayretinden başka bir manaya gelmeyen Atatürkçülük bir siyasi tedbirden ibarettir, yani bazılarının Kemalizm adını verdiği ve bir siyasi partinin bayrağını teşkil eden sloganlarla ilgisi yoktur.
...bugünkü Türk gençliği, büyükleri tarafından terkedilmiş çocuklara benzemektedir; bir kısmı kurtuluş vaadiyle aldatılıyor, bir kısmı da kendi başına kurtulmaya çalışıyor.