ru

ru
@oli9ilo
11 okur puanı
Ekim 2022 tarihinde katıldı
Şu anda okuduğu kitap
Köktendinci akımlarda yapıldığı gibi, kadına, ailesel ve dinsel değerlerin taşıyıcısı rolünün verilmesi, geçici bir süre için onun sta­tüsünü ve saygınlığını arttırabilir. Ne var ki, son çözümlemede, "ger­çek kadınlığın", ailenin ve kadının "doğal" rolünün yüceltilmesi; ka­dınlan kapalı, dar bir alana hapseder ve daha kötüsü, onları erkekler tarafından tanımlanmış imgeler/kalıplar içinde dondurarak, kendile­rini özgürce tanımlama olanağından yoksun kılar.
Reklam
Fetna Ayt Sabbah'ın da belirttiği gibi, hurinin esas özelliği, "mü­mine verilmiş bir eş" olmasının ve "bakışlarını yalnızca eşine çevir­miş" ve "iyi huylu" olmasının vurgulanmasının da ortaya koyduğu üzere, yeryüzü kadınlarının "fitne" yaratma ve "itaatsizlik etme" ni­teliklerini taşımamasıdır. Bu, gerçekten de erkek fantazisinin sonu) isteği olan, kadınların yaratabileceği her türlü "bozgunculuk" ve muhtemel aşağılanma ya da cinsel yetersizlik korkularının bulun­madığı bir mutlak uyum dünyasıdır! Böyle bir uyum dünyası, ger­çek yeryüzü kadınlarıyla değil, ancak özgür iradeden ve yıkıcı zeka­dan yoksun huri kadınlarla mümkün olabilir. İster Arap Yarımadası'nda, isterse Eski Yunan'da olsun, erkek fantazisi hep aynıdır: Kadının, erkeğin kendi eliyle biçimlendirip can verdiği, yani özgür iradeden ve öznellikten yoksun, tümüyle erkek dene­timi altındaki bir Galatea olması!
Ümit Meriç Yazan da "Akdeniz kültür çevresinde" ana-oğul ilişkisinin ay­rıcalığını korumaya devam ettiğini belirtirken ilginç bir karşılaştırma öğesine dikkat çekmektedir: "Anne için oğlu tek şansıdır. Aşağı olan statüsü onunla yükselecek, sosyal bir varlık olarak tanınacak, kendisine kadın olarak gösteril­meyen saygı anne olarak gösterilecektir. Bu yüzden anne, bazen acı içinde oğlu­nu, babanın bir rakibi haline getirecektir. Belki de anne-oğul, baba-oğul ilişkile­rindeki bu rekabet Oedipus kompleksinin tersi ve tamamlayıcısı olan, İran'ın, oğlunu bilmeden öldüren destan kahramanı Rüstem'in şahsiyetinde bulunabi­lir ... " (islam Ailesi, s. 193.)
Müslüman toplumların, kadınların kendi statülerini değiştirme taleplerine bunca direnmeleri ve bunları Batı'dan ithal edilmiş kav­ramlar olarak kötülemelerinin nedeni, yalnızca kadınlardan duyduk­ları korku değil, aynı zamanda bireysellikten duydukları korkudur. Gene aynı bağlamda, bugünkü köktendinci hareketlerde kadınların denetiminin ve örtünmelerinin böylesine merkezi bir yer tutmasının nedenlerinden biri, bu hareketlerin bireyselliğe karşı tepki duymala­rı ve kadın haklarına ilişkin talepleri bu açıdan da yıkıcı olarak de­ğerlendirmeleridir.
Kadın cinselliğinin, yaşam biçiminin erkeğin/ailenin şerefi [namusu] ile özdeşleştirildiği, kanbağına dayalı akrabalık sistemleri, kadının tecridi ve de­netlenmesinin bilinen örneklerinden birini sergilemektedir. Kadının ahlak ve iffet ölçüsünün erkeğe, aileye, topluluğa bağlı olarak tanımlandığı bu değer sis­temleri, kadının yaşamı ve cinselliğinin katı kurallar ile denetlenmesi üzerine kurgulanmıştır. Kanbağına dayalı akrabalık dünyası ile dış dünya arasındakı çatışma ve düşmanlığın yansıması olan bu değerler, kadınla erkek arasında asimetrik bir ilişki öngörmektedir. Aile şerefi adına ahlaki değerleri belirlenen, başta cinselliği olmak üzere yaşamı denetlenen ve sınırlanan cins, erkek değil, sadece kadındır.
Reklam