ru

ru
@oli9ilo
11 okur puanı
Ekim 2022 tarihinde katıldı
Şu anda okuduğu kitap
Death is our only remedy. We imagine heaven. There is no suffering there, we say. There is no sex there, we say. We mean, there is no culture there. We mean, there is no gender there. We dream that death will release us from suffering—from guilt, sex, the body. We recognize the body as the source of our suffering. We dream of a death which will mean free­dom from it because here on earth, in our bodies, we are fragmented, anguished—either men or women, bound by the very fact of a particularized body to a role which is annihilating, totalitarian, which forbids us any real self-becoming or self-realization.
Edebiyatın En Tatlı Eşleşmeleri!
Peki ya sizin favori kitabınız hangi tatlı olurdu?
Fanatik İslamcıları ve köktendincileri tutarlı savlardan çok şeriata koşulsuz sadakat ilgilendirmektedir. Laik topluma olan nef­retlerinin kaynağı da işte budur. Çünkü bir toplum derinden laikleş­tiğinde, bir cinsin öteki üzerindeki iktidarı, en değerli meşrulaştırma araçlarından birini yitirir. İktidarın tanrısal dayanağı ortadan kaldı­rıldığında, erkeğin kadın üzerindeki "doğal" üstünlüğü efsanesinin yıkılması yolu da açılmış olur.
Eski Ahit'teki yaratılış mitosu, bir kez daha Foucault'yu hatırlayacak olursak, "bilgi"nin ya da bilinçliliğin önemine ve direnişe yol açarak, varolanı değiştirme potansiyeline işaret eder. Tanrı'nın, erkeğin ayrıcalığı olan bilgiyi elde etmeye kalkıştığı için kadını cezalandırmış olması bir rastlantı değildir. Öyleyse, kadınların, yasak meyveyi yeme haklarına sahip çıkmaları ve aynı zamanda ad koyma hakkını, özellikle de kendi ad­larını koyma ve kendi kendilerini tanımlama hakkını geri almaları gerekir. Çünkü, ad koyma ve tanımlama hakkına sahip olanlar, aynı zamanda iktidara da sahip olanlardır. Kadınlar için kendi kaderini belirleme mücadelesi, kaçınılmaz olarak, kendilerine dayatılan ta­nımlara karşı çıkışı ve alternatif tanımlar yaratılmasını içerir.
Ataerkil sistem, hem cehennemi büyük ölçüde kadınlara ayırarak, hem de er­keklere itaat zorunluluğunu din ve cehennem korkusuyla birleştire­rek, üstelik bütün bunları bizzat kadınların yeniden üretmesini sağ­layarak, sistem olarak ayakta kalmayı başarmaktadır.
Tek tanrılı dinler ve onlardan beslenen günümüz köktendinciliği, kadınlardan yalnız­ca Tanrı'ya değil, erkeklere de hizmet ve itaat talep eder. Üstelik bunlar, kadınların bu itaati içselleştirmelerinin, gönüllü hizmetkar­lar haline gelmelerinin en güçlü araçlarıdır. Oysa baskı, içselleştiril­diği zaman, baskı olmaktan çıkmaz; yalnızca, baskının kaynağının belirlenmesi ve ona karşı mücadele edilmesi engellenmiş olur.