halil: resminle benim arasındaki bir durum seni ilgilendirmez. ben senin resmine âşığım.
meral: iyi ama âşık olduğun resim benim resmim. işte ben de buradayım söyleyeceklerini dinlemeye geldim.
halil: resmin sen değilsin ki? resmin benim dünyama ait bir şey. ben seni değil resmini tanıyorum. belki sen benim bütün güzel düşüncelerimi yıkarsın.
meral: bu davranışların bir korkudan ileri geliyor.
halil: evet. bir korkudan ileri geliyor. bu korku sevdiğim bir şeye ebediyyen sahip olmak için çekilen bir korku. ben senin resmine değil de, sana âşık olsaydım ne olacaktı? belki bir kere bile bakmayacaktın yüzüme. belki de alay edecektim sevgimle. halbuki resmin bana dostça bakıyor. iyilikle bakıyor ve ebediyyen bakacak.
Kanıt inancı öldürür. Eğer kanıt gösterirsem seni sevdiğimi bilirsin. Ben ‘seni sevdiğimi bilmeni’ değil, ‘seni sevdiğime inanmanı’ istiyorum. Çünkü bilmek beyinle, inanmak kalple yapılan iştir ve ben, kalbini beynine tercih ederim.