Bir zamanlar okuduğum bir Hint kitabına göre bütün güç kaderin elindedir, irade gücü yalnızca bir bahanedir. Bunu okuduktan sonra içimi müthiş bir huzur kaplamıştı. Ne var ki ertesi gün birkaç sayfa daha okuyunca, kaderin geçmişteki davranışlarımızın bir sonucu olarak oluştuğunu, kaderimizi kendi ellerimizle bizim çizdiğimizi gördüm. Böylece başlangıç noktasına geri döndüm. Bu düğümün çözüm noktası nerededir diye sordum kendime. İpin hangi ucu çözer yumağı? Bir ip mi yoksa zincir mi söz konusu? Kesilip koparılabilir mi, yoksa bizi sonsuza dek sarıp sarmalar mı? Ben onu kesiyorum.
Babaların günahını evlatları çeker denir. Doğrudur, çok doğru, dedelerinkini torunları, büyükdedelerinkini torun çocukları çeker. Bazı gerçekler içlerinde bir kurtuluş duygusu taşırlar, bazıları da korku duygusu uyandırır. Bizimkisi işte ikincisine uyuyor. Günahlar zinciri nerede sona eriyor? Kabil’de mi? Her şey bu kadar geriye uzanabilir mi? Bütün bunların ardında yatan bir şeyler mi var?
Kendimi senden büyük ya da uzak değil de seninle suç ortağı gibi hissediyordum. Sanıyordum ki, inanmak istiyordum ki, bu hep böyle sürecek. Ne yazık ki sabun köpüklerine takılıp havalarda uçmuyoruz mutluluk içersinde; yaşamlarımızda hep bir önce ve sonra var ve bu önce ile sonra, bir av üzerine atılan ağ gibi konuyor üzerimize.