Çok uzun yaşadığım ve pek çok kişi yitirdiğim için artık biliyorum ki ölüler yokluklarıyla değil de –onlarla bizim aramızda– söylenemeden kalan sözler yüzünden keder verirler asıl.
Kardeşler, diyordu, kardeşler
Silerek kirpiklerine süzülen heyecanını
Güneşten bile eşit alamıyoruz payımızı
Yağmurdan, rüzgârdan, kardan...
Bir şehrayin gibi başımızın üzerinden
Döne döne geçip gidiyor da mevsimler
Kederinden başka bir şey düşmüyor payımıza.
Öyle bir garip makine ki bu
Ne bizsiz işliyor, ne bizden yana
Bir karşı güce dönüşüyor ürettiğimiz ne varsa
Elimizden çıktıktan sonra
Bir sonsuz uzaklığa/akan bir yıldıza.
Mutluluk bir kız gibi sakınıyor kendini
Paranın güvenli korunaklarında
Mutsuzluk üstümüzde inatçı bir alıcı kuş
Hiçbir yere gitmiyor.
Uzaklığın nedenini düşünmüyorsunuz.
Yaralı bir geçmiş, çaresiz bir şimdi, ama hep ışıyıp duran bir gelecek. Sevginin ve inancın olduğu yerde, iç yaşantının dünyadan büyük olacağını sessizce biliyorsunuz. Böyle olunca da bir derviş tevekkülü ile sürgüne de, geçmişe de, geleceğe de elbette şifalı sözler büyüteceksiniz. Siz denizseniz, uzak-yakın bütün acıları göğsünüzde uyutursunuz; adanızı merhametli bir hasretle kucaklarsınız. Yoksa dünya denen, zaman denen bir hoyratlık sizin iyiliğinizi bir nefeste tüketecektir.