olivia

Çok uzun yaşadığım ve pek çok kişi yitirdiğim için artık biliyorum ki ölüler yokluklarıyla değil de –onlarla bizim aramızda– söylenemeden kalan sözler yüzünden keder verirler asıl.
Reklam
yara ne denli büyük ve derinse, çevresinde oluşan zırh da o kadar güçlü olur.
Kardeşler, diyordu, kardeşler Silerek kirpiklerine süzülen heyecanını Güneşten bile eşit alamıyoruz payımızı Yağmurdan, rüzgârdan, kardan... Bir şehrayin gibi başımızın üzerinden Döne döne geçip gidiyor da mevsimler Kederinden başka bir şey düşmüyor payımıza. Öyle bir garip makine ki bu Ne bizsiz işliyor, ne bizden yana Bir karşı güce dönüşüyor ürettiğimiz ne varsa Elimizden çıktıktan sonra Bir sonsuz uzaklığa/akan bir yıldıza. Mutluluk bir kız gibi sakınıyor kendini Paranın güvenli korunaklarında Mutsuzluk üstümüzde inatçı bir alıcı kuş Hiçbir yere gitmiyor.
Ölümün ömrü yok, ölümün yüreği yok Ölüm çocuk büyütmeyi bilmez Ölümün evi yok, ekmeği yok, sevgisi yok...
Uzaklığın nedenini düşünmüyorsunuz. Yaralı bir geçmiş, çaresiz bir şimdi, ama hep ışıyıp duran bir gelecek. Sevginin ve inancın olduğu yerde, iç yaşantının dünyadan büyük olacağını sessizce biliyorsunuz. Böyle olunca da bir derviş tevekkülü ile sürgüne de, geçmişe de, geleceğe de elbette şifalı sözler büyüteceksiniz. Siz denizseniz, uzak-yakın bütün acıları göğsünüzde uyutursunuz; adanızı merhametli bir hasretle kucaklarsınız. Yoksa dünya denen, zaman denen bir hoyratlık sizin iyiliğinizi bir nefeste tüketecektir.
Reklam