-Bir dilek hakkım vardı “sonsuzluk” diledim Olric.
+Dileğiniz gerçek oldu mu efendimiz?
-Hayır Olric, “s” harfini biraz kısık sesle söylemişim.
Oğuz Atay
Kolundaki yaralar efendim? Tutunurken öyle oldu Olric. Ya yüreğindeki yaralar efendim? Tutulurken öyle oldu Olric! Peki ya gözlerindeki suskunluk; ne efendim. Hiç dokunma. Sus Olric.
O zamanlar, henüz, Olric yoktu; hava raporları da günlük bültenlerden sonra
okunmuyordu. Henüz durum, bugünkü gibi açık ve seçik, bir bakıma da belirsiz
değildi...