9/10
·152 syf.··
Beğendi
·
2026 14. kitabı
Kitap, Taha Kılınç’ın sade dili ve diğer kitaplara açtığı kapılarla kitaplığımın çok kıymetli bir yerinde. Yazarın fotoğraflarla desteklediği romanımsı araştırma, klasik araştırmalardan sıkılan okurlar için oldukça verimli olmuş. Eliezer Ben Yahuda’nın ölü bir dili canlandırma ve bugün konuşulabilecek bir konuma getirebilmesi, amacını ne kadar desteklemesek de oldukça başarılı. Dilin, bir milletin kimliğini korumasında ve gelecek nesillere aktarabilmesinde ne kadar önemli bir varlık olduğunu her sayfada daha iyi anlayabiliyorsunuz. Yahudilerin çalışma azminin bir gün üzerinde ölü toprağı olan ümmete de sahip olması dileğiyle. Bu azmi öne çıkaran Taha Kılınç, kitabın sonunda Müslümanların da bir zamanlar bu şekilde çalıştığını ve ürettiğini bazı örnek şahsiyetler üzerinden okura sunuyor ve reçeteyi sunuyor: Hedefin için durmadan gece gündüz çalış.
Dil ve İşgalTaha Kılınç · Ketebe Yayınevi · 20241,081 okunma
10/10
·224 syf.··
Beğendi
·
2026 28. kitabı
·
16 saatte okudu
·
Okunma: 23 Haziran 2026 23:58
“Deniz durulunca karşı kıyıdan teknelerle insanlar gelecek.. Asker Adası’nda on ölü ve çözümsüz bir dizi cinayet bulacaklar.” (Syf.: 223) Yıl 1939. Avrupa Savaşı’nın eşiğindedir her biri ürkütücü sırlar taşıyan on kişi Devon kıyısında bulunan Asker Adası’ndaki ıssız bir malikaneye davet edilirler ancak malikaneye giden grubu bir sürpriz beklemektedir, zira ev sahibi Bay ve Bayan Owen ortalarda yoktur. Geçmişlerindeki karanlık sırlardan başka hiçbir şeyleri olmayan bu insanlar,adada mahsur kalmışlardır. Konuklar bir süre sonra gizledikleri sırları birbirlerine anlatmaya ve teker teker ölmeye başlarlar.
On KişiydilerAgatha Christie · Altın Kitaplar · 202143,7bin okunma
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Ölmüşüm gibi arkamdan konuşur musunuz rica etsem?
8/10
·72 syf.··
2026 4. kitabı
Uzunn zaman sonra geldim size. Ne olursam olayım yine geldim. Kim olduysam onunla geldim. Okuyamayan biri olarak geldim. Son zamanlara öyleydim yani. Toparlanma aşamamın 2. kitabıyla geldim size işte karşınızdayım... Ölürsem arkamdan iyi hatırlayın diye kendimi açıklamaya geldim ama insanoğlu vicdanı sebebiyle ölünün arkasından kötü konuşmaz zaten. Konuşmazsınız di mi? İşte bunu merak ederek aldım kitabı. Ölü birinin ardından ne düşünürüz, neler söyleriz ve en önemlisi neleri söyleyemeyiz? Bunun kitabını yazmış #y:179909. Kadıköy kitap günlerinde Sel yayıncılıkta görev alan bir beyefendinin tavsiyesi üzerine aldım kitabı. Çok güzel övdü, gerçekten çok samimiydi. Kitabı ne kadar içselleştirdiğini o kadar içten ifade etti ki kayıtsız kalamadım. Sel yayınlarının zaten okuyup beğenmediğim kitabı çok çok nadirdir. Yapıyorlar bu sporu. Kitap intihar eden Luc'un arkasından anne-babasın, yenge-amcasının ve onların kızı (yani Luc'un kuzeni) Celine'in Luc ile ilgili bilinç akışı şeklinde düşüncelerini içeren bir metin. Ara sıra Luc'un kendisi de dahil oluyor hatta bu akışa. Akış dediğim de öyle bir akış ki; hop oraya hop buraya atlayıp duruyor yazar. Bir annesi konuşuyor, bir yengesi; bir Luc'un yaşadığı dönemdeyiz, bir intihar ettiği günde. Allak bullak oldu zihnim ne olduğunu anlayana kadar. Ama bir kere anladıktan sonra akıyor gerçekten, korkmayın. Kitapta en çok hoşuma giden şey, aile ilişkilerini anne-baba gözünden görüp onların biz evlatları hakkında neler düşündüğünü anlayabilmek oldu. Benim fazlasıyla cebelleştiğim ve hatta ülkemizde birçok gencin de muzdarip olduğunu düşündüğüm bir konu. Hani ebeveynlerinize karşı durabilecek gücünüz kalmadığında, artık yapacak, deneyecek herhangi bir yol, bir çare kalmadığında yavaş yavaş uzaklaşırsınız ya; aranıza uçurum girer,
1000Kitap
Onlardan UzaktaLaurent Mauvignier · Sel Yayıncılık · 2026138 okunma
Flavia Albia ile Tatlı Sert
9/10
·416 syf.··
2026 23. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 20 Haziran 2026 22:52
Yeni evlenen bir çift, evliliklerinin ikinci gününde yataklarında ölü bulunur. Eski Roma’da kölelerin gram insan gibi görülmediği bir zamanda, kural gereği evin beyi ve hanımı öldüğünde köleler de öldürülmektedir. Öldürülmektedirler ki nüfusları fazla olan köleler ayaklanıp zengin kesimi öldürmesin. Flavia Albia, geçmiş yaşamının kendisine kattığı cesaretle kölelerin cinayet işlemediğini düşünerek cinayet soruşturması için “bilgi toplayıcı” olarak görev alır. Kitabı okurken kölelerin kanlı sadece birer vücut olduklarını gördüm. Hissetmeleri, hayır demeleri, zorla hamile kaldıklarında bebeklerini görmeleri yasak; evin beyini/hanımını kendilerini öne atarak kurtarmadıklarında da yaşamaları yasak. Kendi nüfuslarının daha fazla olduklarını anlamasınlar diye farklı renkte kıyafet giymeleri yasak… Peki ya evin beyfendileri ile hanımefendileri? Uyanınca kapıyı açmaktan, tuvalete gitmekten bile acizler… Az mahremiyet ve gurur kardeşim ya… Sonlara doğru şüphelerimin doğru çıktığını gördüm, sevindim. Yani kitap bir sonuca vararak bitiyor. Başlarda karakter isimlerine sürekli bakmak bana zaman kaybettirdi. Hele o iki kardeşin isimleri uzunken bazen ilk bazen ikinci bazen de soyadları ile yazıldığından ilk sayfaya çok döndüm. Bir de bazı terimler için kitabın sonunda sözlük var; önceleri dönüp dönüp baktım. Akışına bırakarak okumalı. Sayfa sayısı: 404 Keyifli okumalar 🩵
Evdeki DüşmanlarLindsey Davis · Alfa Yayıncılık · 201712 okunma
10/10
·560 syf.··
2026 19. kitabı
Merhabalar Efendim Sizlere en değerli serilerimden olan Bronz'un final kitabı ile geldim. Baştan söyleyeyim bolca duygu yüklü ve spoiler içeren bir yorum olacak. Dikkat edenlere duyrulur. Serinin final kitabı olduğu için konu kısmını atlayarak direk yoruma geçiriyorum. Bronz'un Hisarın hastalığını öğrendikten sonra onu bir onu tedavi için bir kliniğe yatırmasıyla biten son kitabımızın ardından tedavi olan Hisarı okuyarak başlıyoruz bu kitabımıza. Hisar tamamen hastalığından kurtulmuş durumda ama zorlu günler aslında onu Bronz cephesinde bekliyor. Bronz Hisara çok kızgın ve çok kırgın. Kendisini düşünmediği için, onu düşünmediği için, beraber yaşayacakları geleceklerini düşünmediği için, kendini bazı şeylere feda ettiği için. Hem kızgın hem Kırgın olan bir bronz okuyoruz. Hisar ona yaşattıkları için çok pişman ama kendi içinde de haklı sebepleri var ve bu süreçte Hisar'ın Bronz'a kendini affettirmesini ve onun peşinden bir adım olsun ayrılmamasını okuyoruz. Bronzu anlayabiliyorum o yüzden sert davranışlarını, soğukluğu gayet anlaşılabilir. Hisar'ın da yaptığı ile yüzleşmesi ve kendine ne kadar doğru gelse de sevdiği adamın bakış açısından baktığında ve bu durumla bil hassa kendisi de karşılaştığında Bronz'un ne hissettiğini, nasıl kırıldığını gayet iyi anlıyor ve bundan duyduğu pişmanlığı da her defasında dile getiriyor. Bazı şeylerin sonuna geldik final kitabımızda. Çözülen sırlarımız var, geçmişin karanlık perdesi ile yüzleşiyor karakterlerimiz. Fedakarlıklar sonucunda kaybettiğimiz karakterlerimiz var. Çok ağlayarak okudum o kısımları. Aslında Serdal'ın ölmesine üzülmemem gerektiğini biliyordum, çünkü herkes ailesiyle birlikteyken O da en güzel şekilde ailesinin yanına gitmeliydi ve onlara kavuşmalıydı. O yüzden içim bir parça buruk olsa bile onun için en güzel
Bronz 6Özge Naz · Guardian Yayınları · 202673 okunma
Puan vermedi·415 syf.··
2026 68. kitabı
·
16 günde okudu
·
Okunma: 23 Haziran 2026 13:12
"Yaşayanların dünyasında garip oluyorsun; o kadar ayrısın ki, ne lüzum var aramızda dolaşmana? Kendimizden çektiğimiz yetmiyor mu?" Huzur ilk defa Cumhuriyet gazetesinde, 22 Şubat-2 Haziran 1948 tarihleri arasında tefrika edilmiştir. Daha sonra 1949'da Remzi Kitabevi tarafından tekrar basılmıştır. Bu kitap, yazarın üzerinde en çok çalıştığı eserlerinden biri olmuş. Bazı karakterler sonradan eklenmiş, bazı sahneler çıkarılmış. Üzerinde en çok düşünüp yazdığı eserlerden biri olan bu roman dört kısımdan oluşuyor: İhsan, Nuran, Suat ve Mümtaz. Kitabın girişi, Mümtaz'ın İhsan'a doktor bulmak için dışarı çıkmasıyla başlıyor. Sonrasında ise yazarın diğer eserlerinden tanıdığımız karakterlere de rastlıyoruz. Behçet Bey ile Nurhayat Hanım, hem Mahur Beste hem de Sahnenin Dışındakiler ile bağlantı kuruyor. Eser, II. Dünya Savaşı'nın atmosferini de işliyor, en azından bunu güçlü bir şekilde hissettiriyor. Gelelim konusuna. Kısaca anlatmaya çalışacağım ama ne kadar kısaltabilirim bilemiyorum tabii. :) Konusu şöyle: II. Dünya Savaşı'nın başlamasına bir gün vardır. Mümtaz, dokuz gündür hasta olan amcasının oğlu İhsan'a hastabakıcı aramaktadır. Mümtaz'ın babası Rumlar tarafından öldürülünce annesiyle birlikte İstanbul'a gelir. Annesi de burada vefat edince, kendisinden 23 yaş büyük olan İhsan'ın yanına gönderilir. İhsan, yurt dışından yeni dönmüş ve Galatasaray Lisesi'nde tarih dersi vermektedir. Macide ve İlyas ile birlikte yaşayan Mümtaz, özellikle İlyas'ın etkisi altındadır. Olaylara bakışı, yorumlayışı ve görmüş geçirmiş hâli Mümtaz'ı derinden etkiler. Bu yüzden İhsan'ın hastalığı da onu bir o kadar üzer. İhsan'ın anlatıldığı ilk bölümde Mümtaz, ona doktor bulmak için evden çıkar. Bu bölüm hem İhsan'ın hastalığının verdiği üzüntüyle arşınladığı Beyazıt ve Eminönü
HuzurAhmet Hamdi Tanpınar · Dergah Yayınları · 201921,4bin okunma