• Kumun altına bir sıra taş döşemeliydim diye geçirdi, bir de oluk yapmalıydım kendime. Sonra da, burada havuzun yanında öbür kuşaklara kalacak bir ev yapmıyorum ki dedi kendi kendine. Yaptığım özensiz, iğreti, geride bıraktığımda yüreğimi sızlatmayacak bir barınak olmalı. Günün birinde burayı ya da yıkıntılarını bulacak olurlarsa varsın başlarını sallayıp birbirlerine; ne beceriksiz insanlarmış, yaptıkları işin övünülecek yanını hiç hesaba katmamışlar, desinler, hiç önemi yok.
  • İçinde öyle bir acı var ki,sanki oluk oluk odanın her yanına dağılıyor.
    Gülseren Budayıcıoğlu
    Sayfa 69 - Remzi Kitabevi
  • Dükkan tayfası ellerinde sopalarla geldi. Vurduklarını indirmeye başladılar. Adamlarda '' elimde kalır '' korkusu yoktu. Kafa , omuz , sırt nereye denk gelirse vuruyorlardı ; olay ile alakası olanı da olmayanı da dışarı sürdüler sopalarla döverek. Dükkanın önü revir gibi oldu. Ağzı burnu çarşamba pazarına dönmüş , kafasından oluk oluk kan gelenler , yerde inleyenler , kolunu bacağını , kafasın tutarak kaçışanlar vardı... Bir taraftan da karşı kaldırımdan bardak , şişe yağıyor. On-on beş kişilik bir grup hem küfrediyor hem şarkı söylüyorlardı. Bir anda olupbitti her şey. Üç dakika bile sürmedi ama çok yıkıcı olmuştu. Kavga diyemiyorum , bildiğin meydan muharebesi.
  • Tanrı ve zaman yanlış hatmedilmiş
    kiliselerin çanları sağır…
    minareler kısa…
    dekolte doktrinler giyinmiş abdal…
    geç kalmış, geç yağmış yağmurlarla dolmuş
    sarnıçlar, yırtıcı bir neşter darbesiyle, bulanmışlar
    nükleer sevdalardan olan kuleler, rokoko kristallerle
    süslenmiş tünellerde lime lime olmuşlar, bikes düşlere
    darılmışım, sıçramışım ve gelmişim Janya, sızlayışlarıma
    vokalistlik yapsana
    (dağ keçisi kavmine uyku haramdır)

    antik, mitolojik ve çatlamış bir heykelim, irin akıyor benden,
    içimin semasında, martılar kamikazeyî uçuşlar
    yapıyor, buğdayî hasretler, acılar değirmeninde, bir an olsun dinmiyorlar,
    filizlenmiyorlar, ufaldıkça ufalıyorlar, alfabelerden bir harf eksiliyor
    öldüğüm zaman, aahhh… yazık Janya, yüreğim ağzımdan
    çıkacak oluyor kahırlardan…

    kula renginde kaç akşam geçip gittiyse de, hayaller gemisinden
    sarı saçlı bir kıvılcım inmedi, bir deri bir kemik kalmış duygularımın
    kıyılarına, kül rengi entarisinin içinde
    sahte bir peygamber, yalandan da olsa elini uzatmadı bana, davet
    etmedi beni cemaatine, kahpe bir melek kucak açmadı,
    yılanlar bile aforoz ederlerdi beni sürülerinden, kulsuz bir tan-
    rı kadar bir başıma kalırdım, şeyhi ve müridi olduğum mezhepler,
    çarmıhlarda beni yaratırdı, gözlerimi veronikanın kanlı mendi-
    line her sürdüğümde, pas-
    lı bir hıçkırıkla, kurtlar gibi uluyordum hep, deliliğin ustası (olarak) kaldım,
    hoyrat et senden bir titreyişlik ruh ister,
    kılıç(lar) deliliğinde bir bakış ister,
    ağzına kadar mezar yerlisi (olan) ben
    sığamıyorun Janya
    sığamıyorum evi yıkılasıca
    mezarlara sığamıyorum ha!!!

    alnında yazılı olan kader değil, ömrümün hikâyesinin
    sonesidir, sesim acıyor, şöyle koca ve harab olmuş bir sesle
    adını haykırmakla doyasıya rahatlatamadım yüreğimi, bembeyaz bulutlardan
    bir oluk şiir sağıyorum kuşları için gözlerinin, keşke
    Janya ihtişamlı inancını taşıyabilseydim, keşke kuzum
    senden başka hiçbir dertle bozmasaydım tadını aklımın,
    kedersizce seni omzuma alıp çarşı pazar dolaştırsaydım, nergiz ve nesrinlerin balkonlarında, ağzını dilimin zindanı edebilseydim
    ama tanrı ve zaman yanlış hatmedilmiş
    ben medet haykırışı devrinin bir işareti,
    savaşlarda mızrakların hedefi
    başı top, gözü bilye, karnı deşik

    buyur Janya öldürebilirsin artık kendini!…
  • Zengine ganî ganî pul oldun,
    Ezelden, böyle midir âdetin dünyâ.
    Garibâna iki pâre mal oldun,
    Ezelden, böyle midir âdetin dünyâ...

    Ummândın sen zengine, oluk oldun aktın,
    Kıllettin sen fakîre, dirhem dirhem yuttun.
    Şifâ oldun zengini, illet oldun düşkünü tuttun,
    Ezelden, böyle midir âdetin dünyâ.

    Zengine ak oldun, toz turâb değdirmedin,
    Fakîre al oldun, başın yerden kaldırmadın.
    Derd oldun bitmedin, baht oldun güldürmedin,
    Ezelden, böyle midir âdetin dünyâ.

    Usandırdın fukarâyı, bezdirdin cânından,
    Ölüm oldun, kopardın rûhunu vücûdundan.
    Yazık de' mi, ayrı koydun her birini yârından,
    Ezelden, böyle midir âdetin dünyâ.

    Rüsvâ dünyâ, kendi gibi rüsvâ etti Sâhi'yi,
    Her derdi verdi, zâra tuttu bî-nevâ âhîyi,
    Dirildikçe öldürdü, amân ettirmedi gayrıyı,
    Ezelden, böyle midir âdetin dünyâ...
  • İnanç uğruna savaştık
    Küçük çerkez cocuklari
    için kadınlarımız için
    icimizdeki vatan aşkı icin
    durduk dimdik karlı dağların arasında
    güneşi göremedik belki
    ay ışığında oluk oluk akıttık
    kanlarımızı toprağa
    bizim bildiğimiz tek sey hürriyetti
    ezberletemediler esareti
    atamadılar kafkaslardan bir avuç dedikleri neferleri
    karadeniz gün yüzü görmedi
    bin sekiz yüzlerden beri
    sarkilarla savastik zalimle
    Belki vurulduk ama hiç ölmedik
    Bu topraklarda biz vardik biz olduk ve biz olacağız

    Bizimle isinacak kar
    ta ki kıyamete kadar...