Bu kelime denilenin aksine çok farklı bir anlamda söylenmiş izlenimi vermişti bana. Lakin sorgulamadım. "Yarasın" diye mırıldandım sadece. ben de aynı şekilde kocaman bir yudum alıp bardağı masaya sertçe bıraktım. o hangi anlamda kullanmıştı bu kelimeyi, bilmiyordum ama benim bunu kullanacağım tek bir anlam vardı. Murathan benim en derin, unutulmaya yüz tutmuş ama unutmamak için inatla direndiğim yaramdı. Hala oluk oluk kanayan yaram...
çok mutluyum şuan aferin Oreo
Babamın acı dolu haykırışı mahallede yankılanırken yerden kalkıp Oreo'yu tasmasından geri çekmeye çalıştım. Babamın yüzünden oluk oluk kan akıyordu ve Oreo'nun bir dişi gözüne saplanmıştı. Gördüklerime inanamadım.
Sayfa 101 - Poyraz·Kitabı okuyor
Reklam
31 Mart’ın gericileri hortladı; başlarında kirli kefeni ile Kıbrıs’lı Derviş Vahdeti, oluk oluk kan içiyorlar!
Sayfa 58 - um:ag yayınları·Kitabı okuyor
Siyasi Tarih
Dünyayı fetheden Roma bir Fatih'in ayaklarına kapanmıştı ve rüzgâr geceleri ıssız sokaklarda eserken, damarlarından oluk oluk kanı akan ve canı çekilen bir yaralı adam gibi inliyordu.
Kitap Alıntısı
Deniz
Deniz hayattan bıkkınlığı ve gizemin çekiciliğini ilk kederlerden önce, adeta gerçekliğin kendilerini doyurmakta yetersiz kalacağının bir önsezisi gibi yaşamış kişileri her zaman büyüleyecektir. Henüz bir yorgunluğu yaşamadan dinlenmeye ihtiyaç duyanları deniz teselli edecek, belli belirsiz coşturacaktır. Toprağın aksine deniz insanların işlerinin ve insan hayatının izlerini taşımaz. Denizde hiçbir şey kalmaz, her şey kaçarcasına geçip gider, denizi aşan teknelerin suda bıraktıkları iz çabucak siliniverir. Denizin toprağa ait şeylerde bulunmayan muazzam saflığı da bundan kaynaklanır. Bu bakir su, ancak kazmayla yarılabilen sert topraktan çok daha narindir. Bir çocuğun attığı adım suda açıkça işitilen bir sesle derin bir oluk açar, suyun bütünleşmiş renk tonları bir an birbirine karışır; sonra bütün izler silinir ve deniz tekrar dünyanın yaratıldığı günlerdeki gibi sükûnete bürünür. Yeryüzünün yollarından bıkmış ya da henüz o yollara adımını atmadan ne kadar sarp ve sıradan olduklarını tahmin eden kişiyi denizin hem daha tehlikeli hem daha yumuşak, belirsiz ve ıssız, solgun yol ları kışkırtacaktır. Denizde her şey daha esrarengizdir; göksel köyler, müphem dallar budaklar olan bulutların zaman zaman evsiz ve gölgesiz, çıplak deniz arazisinde huzur içinde yüzen gölgeleri bile. Deniz geceleri susmayan şeylerin büyüsüne sahiptir; bunlar tedirgin hayatımızda bir uyuma izni, her şeyin yok olmayacağına dair bir vaattir, tıpkı yandığında küçük çocuklara yalnız olmadıkları hissini veren gece ışıkları gibi. Deniz toprak gibi gökyüzünden ayrı değildir; göğün renkleriyle daima uyum içindedir, en ufak ton farkından bile etkilenir. Güneşin altında ışık saçar ve her akşam güneşle birlikte adeta ölür. Güneş yok olduğunda deniz onu özlemeye devam eder, tekdüze bir karanlığa
Sayfa 149 - 150·Kitabı okudu
Bağırıyorum. Bağırıyorsun. Bir sevdayı büyütmenin telaşı insanın yüzünü güldürmeliydi, neden ağlıyorum? Bu kadar öfke niye? Durduğum yerde kavga etmekten yoruluyorum. Aylarca izinsiz, her gün 12 saat çalıştığım zamanlar da oldu oysaki, o zaman bile "sen hiç yorulmaz mısın?" diye sorarlardı bana, beni bu kadar hırpalamayı nasıl beceriyorsun? Şimdi yine aynı yerde, sana kocaman sarılmalı ve benim için ne anlam ifade ettiğini anlatmalıyım sana. Kızdığın bütün soruları inanmamak için değil, aksine büyük bir kudretle inandığım için, bu inanç beni oluk oluk kanattığı için sorduğumu anlatmalıyım. Korktuğumu ve korkmaktan daha çok korktuğumu da. Sana karpuz bahçesi hediye etmek istediğimi de anlatmalıyım. Karpuz dolu bir bahçenin cennet olduğuna inanabilirsin sanırım. Siyah beyaz karpuzlardan oluşan bir cennet... saçmalık. Olmuyor. Yalnızca istediğin zaman hayatından çıkabileceğimi söyleyebilirim sana. Git diyeceksin diye aklım çıkıyor, hiç git demiyorsun.
Reklam
Reklam