• 231 syf.
    Öyle kitaplar vardır ki hayatın hiç bilmediğiniz taraflarını okur-yaşarsınız. Surname işte o kitaplardan. Surname hayatımda hiç bilmediğim belki bilmeyeceğim hayatları kitaplardan okuduğum bir konu içerir. Cezaevi ve olaylar örgüsünü okumak bile bu denli etkilerken ,bu olayları bu hayatları yaşayan insanların unutulmayıp yazılması da güzel bir şey bence.Hayatın çok çeşitli olduğunu biliyoruz bunları ayrıntılı olarak bilmek insanın empati duygusunu geliştirir.


    Not:Eser miktarda spoiler içerir>>>>>


    Yazarın Surname olarak böyle bir konu alması aslında mizahidir.İdam gününü bayram havasına dönmesinin surnamesidir… Çoluk çocuk tüm insanların idam alanına akın akın gelmesi,o bayram havası o kazanç kapısı o kara gün!

    Surnâme: Osmanlılar çağında, evlenme, düğün-dernek, sünnet gibi sevinçli olaylar dolayısıyla, halkın da katılmasıyla yapılan ve birkaç gün süren zengin şölenleri, renkli törenleri, büyük eğlenceleri, olağanüstü gösterileri, bütün bu şenlikleri betimleyip anlatan kitaplara denilir. Yani Surnâme, kısacası düğün kitabı demektir(syf:14)
    Esas anlamıyla zıtlık yaşayan bu idam gününün hicvedilmesidir Surname… Aziz Nesin her zaman olduğu gibi bakılıp da görülemeyen yere dikkat çekmiştir.İdamın aslında yanlış olduğunu savunur anlatılanlarda…

    İdam; hepimizin zaman zaman geri gelse dediğimiz ölüm cezası.Gelse mi gelmese mi hala net bir karara sahip değilim.Hele de bu kitaptan sonra duygularım ve mantığım olarak ikiye bölünmüş gibi hissediyorum.

    Kitaptaki Berber Hayri karakteri hem suçlu hem de madurdur aslında. Madur tarafını düşünerek okuduğum satırlarla göz yaşlarıma hakim olamasam da işlediği suçu bir anne olarak asla masum göremedim.O bir hata yapmıştı ,intikam duygusuyla bir masuma kıymıştı ki yıllar sonra yanlışını anladı ama geri dönülmez bir yoldaydı artık.Hayat onu küçücük bir kararıyla idam sehpasına kadar savurdu…

    Dört yıl cezaevinde türlü olaylar yaşayan Hayri ‘ye idam sehpasında sordular :Son sözün nedir ?
    «Benim inandığıma siz inanmazsınız, sizin inandığınıza da ben inanmıyorum.»(syf:176)
    Bu sözler karşısında ısrar ederler ,hadi söyle bakalım neymiş bizim inanmadığımız.Bunun üzerine şu sözler söyler :
    “Ben de değiştim, değişiyorum da... Dört yıl önce çok ağır suç işlemiştim, suçluydum. Ama dört yılda o denli çok değiştim ki, başka bir Hayri oldum, başka insan oldum. O suçu işleyen insan ben değilim artık. Siz, suçlu diye bambaşka bir insan, bambaşka bir Hayri'yi asıyorsunuz, tam bambaşka bir insan olduğum zaman... deyince onları bir suskunluk aldı.”(syf:176)

    Hayri’nin yaşadıkları ve yaşattıkları beni çok derinden üzdü. Her ne kadar bazı şeyleri kitaplardan okusak da hayatta böyle şeyler oldu ,oluyor ve olacak …
    Kitabın türü edebiyat,roman,mizah,siyaset ama asla eğlence değil. Burada kitap türüne bakınca eğlence yazısını görmek ifrit etti beni.Bu yaşananların neresi eğlence demeden edemedim…

    “Önemli olan, insanın vicdanını susturması için bir gerekçe uydurması, sonra da uydurduğu gerekçeye kendisinin de inanmasıydı.” Aslında olan biten şu cümlede saklıdır.Vicdanı rahatlatacak bahanelere sığınmak.Oysa her şey bambaşka olabilirdi…

    Kitap benim şimdiye kadar okuduğum yazarın en iyi kitabıydı diyebilirim. Şiddetle tavsiye ederim mutlaka okuyunuz.

    Son olarak Hayri’nin idam sehpasındaki duruşu bana şu şarkıyı hatırlattı.
    https://www.youtube.com/...amp;feature=youtu.be
    Sevgiler … Saygılar …